Maya

Maya
@Krlngc1
Öğretmen
Lisans
Türkiye
19 okur puanı
Mayıs 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
》Bütün estetik kadın figürlerinde ortak özelliklerin görülmesi afroditten kaynaklanır. Sarı saç, renkli göz, belirgin vücut hatları vs. Mitolojik karakterlerin olduğu antik dönem asıl klasisizm çağıdır. 》(5-15.asır)Orta Çağ'da Felsefede dahil olmak üzere hemen her alandaki Düşünsel sistemlerin hepsi dine odaklanır. Ruhban sınıfın hakimiyeti vardır. Bu hakimiyetin sebebi İlahi metinin Latin olduğu ve başka dilde yazılması uygun olmayacağı görüşünden kaynaklanır. Bu yüzden Estwtik Kadın Figürü de değişime uğrar. Bu çağdaki e.k.f din eksenlidir. Hz. Meryemdir. 2 farklı Meryem tasviri var. Biti orta çağ Meryem tasviri diğeri Rönesans Meryem tasviri. Fiziksel özelliklerine kiliselerde olan görsellerden başından ayaklarına kadar uzun kıyafetiyle(fresko) vücüdü kapatılmış sadece elleri ayak ucu ve yüzü görünmektedir. Akolaptik İncil metinleri, görsel tablolar tasvire göre uzun boylu, uzun yüzlü buğday tenli, badem gözlü, hilal kaşlı, Küçük ağızlı, genç bir görünüme sahip olmasına rağmen anne vücuduna sahip Kutsal metinlerde tasvir edilen Meryem ise doğduğu andan itibaren Duru güzelliğiyle dikkat çeken saflığı temizliği adanmışlığı ve seçilmişliği ile ön plana çıkarılan bir karakterdir. Romanslarda vs. bakire,iffetli, saf temiz, erdemli bir estetik kadın figürü karşımıza çıkar. Romanslarda anlatılan Şövalye hikayelerinde aşık oldukları kadınların Hz Meryem özelliklerini barındırdıklarını görüyoruz. 》15-17. Asırda ruhban sınıfına karşı tepki oluşuyor ve aydınlanma çağı başlıyor. Meryemi ikonlarda tablolarda freskolarda mozaiklerde 2 farklı şekilde görüyoruz.Rönesansta Meryemin saçlarının bir kısmı görünüyor, beyaz tenli, oval yüzlü, alın çizgisi geride, gerdanı açık, kıyafet ve takılarla dönemin soylu kadınlarına benzer. Orta çağda kırılma noktası geçiren estetik Kadın
Edebiyat
KADIN VE EDEBİYAT AKIMLARI
İnsan dediğimiz varlık beden ve ruh birlikteliğinden meydana gelir. Dualist bit yapıdadır. Doğal olarak bizim bir maddi bir de manevi yönümüz var. Biz ruha hitap ediyoruz. Dolayısıyla insan davranışlarına da yön veren belli başlı istikametler vardır. Bunlar maddi ve manevi unsurlardır. Maddi unsurlar: -Bedenin ihtiyaçları yani yeme içme uyuma dinlenme vs. Manevi unsurlar: -Menfaatler -İyilik güzellik ve hakikat. Güzellik en kuşatıcı olandır. İyiliğin ve hakikatin kabul edilebilirliğini güzellik sağlar. Hakikat bilimi bilim adamını vs. İyilik fikir akımlarını vs. Güzellik ise sanatın estetiğin ortaya çıkarır. İnsanlık tarihinin ilk başından beri güzeli arama ve ifade etme isteği doğuyor. Güzeli arama isteği teorik düzlemde sanat şubeleri doğruyor. Güzeli ifade etme isteği de bu sanat şubeleri dahilinde bizlere estetik bazı figürlerin ortaya çıkmasını sağlıyor.Bu yüzden kadın da güzeli, estetiği ifade etmede önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. Sanatın her şubesinde estetik kadın figürü vardır. Sanatın 5 temel şubesi vardır. Bunlar; 1. Mimarî: dolaylı örtük anlatım 2. Musiki: dolaylı örtük anlatım 3. Resim: doğrudan kendini serimleme imkanı 4. Heykel: doğrudan kendini serimleme imkanı 5. Edebiyat: doğrudan kendini serimleme imkanı Kadın estetik ifade için güzeli ifade etmek için önemli figürlerdendir. Bedeni derin duyguları fiziksel özellikleri ve cinsiyetine ilişkin nitelikleri ile ilişkili olan kadın, en önemli estetik figürlerdendir. Uzun bir zaman dilimi boyunca toplumların yaşadığı sosyal siyasi tarihi ekonomik şartların hayatın her alanındaki şartların tesiri ile gelişen sanat akımlarının edebiyata yansıyan yüzünde edebiyat akımları teşkil eder. (Siyasi sosyal tarihi ekonomik şartlar gibi pek çok husus meydana gelir, sonra bu şartların tesirinde sanat
Kendi medeniyet ve kültürel ögelerimizden Romana kaynak teşkil edemez miyiz ? Gibi bir anlayış söz konusu. Bunun için en eski metinlerimize gidiyorlar. Destanlar vs. Bir takiye barındırıyor, belli bir mekânı kahramanı da var fakat bu bir roman değildir. Bir diğer görüşe göre destanlar zamanla gelişerek Roman formuna dönüştüğüdür. Mitolojiler destanlara, destanlar zamanla mesnevilere mesneviler de zamanla halk hikayelerine evriliyor. Zamanla Bu halk hikayeleri 18 aslının sonlarında 19 Asrın ilk yıllarında Kitab-ı Mensur realist halk hikayeleri olarak romandan önceki son basamak olarak karşımıza çıktığını söyleyenler de vardır. Doğal gelişme sonucunda romanın bizde ortaya çıkmış olması görüşü pekte kabul görmez. Çünkü batıdaki romans diye tabir edilen türün asırlar öncesinde (orta çağ döneminde) yazılmasına rağmen roman türüne çok yakın hatta roman kabul edilebilecek düzeyde olması bizim batıdan önce roman türünü ortaya çıkaramayacağımızı kanıtlar nitelikte. Romanın bize batıdan nakledilmesi süreci (1800lü yılların başından Tanzimat fermanının yayınlanmasından 15 20 yıl sonrasına kadar) 3T kuralıyla açıklanır. Bunlar; 1. Tercüme: Yusuf Kamil Paşa Fenelondan Telemak tercümesi yapar. Tercüme i Telemak Ahmet Vefik Paşa yine Telemak tercümesi yapar. Şemsettin Sami Victor Hugodan Sefiller tercümesi yapar. Hikaye i Mağdurin Ahmet Vefik Paşa Volterden Mikromega tercümesi vs 2. Taklit: Batılı bir eseri alıp kahramanlarını Türk kahramanları haline getirip, mekanını İstanbul ve çevresi, olayı kültürel ögelerimizle destekleyerek yeni bir roman üretmemizdir. ! Bu taklit faaliyeti olduğu için kendi kültürümüzde roman türünün doğal gelişmeyle ortaya çıktığı tezini çürütür. Ahmet Mithat Efendi Çengi romanını yazarken Cervantesin yazmış olduğu Don Kişot adlı romanından
Edebiyat
Şiir bizde Kadim bir unsurdur. Neredeyse edebiyat ürünlerimizin en başından beri şiire önem verilmiştir Bu yüzden edebiyatımızda Roman şiire göre daha yeni bir türdür. Tanzimat bir yeniliğin kendi medeniyet dairemizde yaşadığımız hayatın bir kırılma noktasıdır. Bu Kırılma Noktası bizim için bir dönüşüm, (batıya) yönümüzü çevirdiğimiz yeni bir istikamet olarak karşımıza çıkar. Tanzimat Döneminde bu yeniliklerin hemen oturtulması beklenemez. ❗Tanzimat dönemi aydını hikaye ile Roman arasındaki ayrımı ayırt edecek durumda değildir. Bu yüzden eserlerinde çokça teknik aksaklıklar vardır. Bunun sebebi Roman türü ile Yeni tanışmış olmalarıdır. Şinasinin Şair evlenmesi eserindeki teknik aksaklıklar bu yüzdendir. Roman türü Tıpkı tiyatro gibi batıdan Türk edebiyatına taşındı. Daha sonradan kendi eserlerimiz ortaya çıktı. Hikaye romana göre bize daha yakındır çünkü tahkiye etme geleneği ilk edebi eserlerimizde olan bir şeydir. Namık Kemal Celal mukaddimesinde İntibah ile ilgili kanaat belirtirken hikaye tabirini kullanır. Batıdan tanışmış olduğu Roman türü ile yazdığı bu eserine hikaye tabirini kullanması aslında hikayeyi bir tür olarak görmemesinden kaynaklıdır. Tahkiye etme geleneğinden bahseder. Bu adlandırma hususu tanzimatla bitmemiş uzun bir zaman almıştır. Halit Ziya, roman türünün tarihi özelliklerini, teknik bazı hususlarını, tarihî gelişiminden teorik düzlemde yazı kaleme alırken bu yazısının başlığında Hikaye tabirini kullanır. Oysa içeriğinde romandan bahseder. ⁉️Hikaye ve Roman ayrımı: ❌Uzunluğuna kısalığına (hacmine) göre bir kanaat geliştiremeyiz. Çok uzun hikayeler vardır. ❌Olay örgüsünün çokluğu da bir kanaat geliştirmemiz mümkün değildir. Çerçeve hikaye gibi birçok yöntemle olay örgüsünü artırabiliriz. Bir çok olayı barındıran hikaye olabileceği gibi