Kübra Nur ŞENCAN

Ben çocukken bir öğretmen şapkamı çıkarmamı söylediğinde çıkarırdım. Bugün bir öğretmen öğrenciden şapkasını çıkarmasını istese annesinden bir e-posta gelir; çocuğun aslında şapkasıyla kendini daha rahat hissettiğini açıklayan bir e-posta. Şu lanet şapkayı çıkar işte. Öğrencilerim derste müzik dinler, ben de nazikçe kapatmalarını rica ederim, ama anında havaya kâğıtlar savrulur: Resmi teşhisler, psikolog raporları, bu özel öğrenci için derste müzik dinlemesine izin verilmesi gerektiğini destekleyen belgeler. Tartışmanın anlamı yok, uğraşmaya gerek yok: modern eğitim sistemi böyle ve öğrenci her zaman haklıdır.
Bir yönetim toplantısında, özel beslenme gereksinimi olan öğrencilerin öğle yemeği kuyruğunun artık normal yemek kuyruğundan daha uzun olmasını tuhaf bulup bulmadıklarını sormuştum. Hayır, onlara hiç tuhaf gelmiyordu; oysa modern eğitim için bundan daha çarpıcı bir metafor olamazdı.
Başını kaldırıp bana bakmıştı; bakışını hâlâ hatırlıyorum. Gözleri, derin deniz yaratıklarınınki gibi neredeyse renksizdi. Gülümsedi ve arkasını dönüp gitti. Sakinliği beni kışkırtmıştı. Yalnızca, evde kuralları çocukların koymasına izin verilen, ebeveynlerin dizginleri teslim ettiği ailelerden çıkan çocuklarda görülen o yetişkinlere karşı saygısızlık. Uzaklaşıp gittim.

Kübra Nur ŞENCAN

, bir kitap okudu
8/10
·376 syf.·
2026 8. kitabı
Tünde Farrand
8.3/10 · 336 okunma
"Otuzlarımdaydım o zaman, hayatımız trajik bir şekilde değişmeye başlamıştı. Kapitalizm kontrolden çıkmıştı, elitler iyice aç gözlü olmuş ve her zamankinden daha güçlü bir hale gelmişlerdi. Zenginle fakir arasındaki uçurum o kadar hızlı açılmıştı ki zenginin de fakirin de bir anlamı kalmamıştı. Bir tarafta ultra zenginler vardı, öbür tarafta ise yaşam koşulları sürekli kötüye giden diğer herkes. Elitler toprakların yüzde doksanından fazlasına sahipti. Biz de ailecek kırık dökük stüdyo dairemizde hasta olana kadar çalışıyorduk. Ev sahipleri canlarının istediği fiyatları koyuyorlardı. Ev sahibi olmak artık ünlü olmakla eşdeğerdi.