‘Durun, Allah için durun!.. O bir peygamber. Sizin iyiliğinizi istemekten başka amacı yok. Kalbi sevgiyle doludur, durun, atmayın, yalvarırım durun! O sizin misafiriniz, duruuun!
Ammâr bir türlü huzur bulmuyordu, bulmayacaktı. Ta ki Allah konuştu:
“Kim ki Allah’a iman ettikten sonra küfür ederse bunlar gazab-ı İlahi’ye uğrar; fakat kalbi iman ile mutmain olduğu halde ikrâh edilen kimse müstesna!”
Ammâr, akan kanlarının hepsini İslam’a helal etti. Bedeninde hiç iyileşmeyen işkence lekelerine gelince; onları öte dünyaya, Allah’a götürecekti…
“Bırak ellerini Mus’ab’ım!”
Adını annesinin ağzındaki telaffuzu meğer ne de güzeldi. Hiç bu kadar hoşuna gitmemişti. Gülümsedi, sevindi ve baygınlık ile ayıklık arasında mırıldandı:
“Gücüm tükenmeden bırakmayacağım anne; çünkü bana ilk defa sarılıyorsun!”
“Vallahi amcacığım, bu davayı terk etmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ya ben bu uğurda ölmedikçe ya Allah beni galip kılmadıkça davamdan vazgeçecek değilim.”