Harold hayatına dair sorular sorduğunda içinde soğuk bir şeylerin dolaştığını, sanki organlarının ve sinirlerinin kalın bir buz tabakasının korumasına alındığını hissederdi. O anlarda kırılabilecegini de hissederdi ama, sanki bir şey derse buz parçalanacak, kendisini de ortadan ikiye ayıracaktı.
Kaderin sandığın şeye boyun eğmek, onurlu bir hareket olmaktan çıkıp korkaklığa dönüşmüştü bir yerlerde. Mutluluğa ulaşma baskısı bazen zulüm şeklini alıyordu, mutluluk herkesin ulaşabileceği ve ulaşması gereken bir şeymiş de, bu uğurda verilecek en küçük bir taviz dahi bireyin kendi kabahatiymiş gibi.
Zihin yolculugumun son aşamasındaydım. Dünyanın en güzel sanat eserini yaratıp on dakika seyrettikten sonra yakan bir ressam gibi ben de keşfettiğim düşünce cennetimi tasfiye ediyordum.