Kürsüden inmeme izin verildiği anda, üzüntü azgın bir dalga gibi beni yıkayıp geçti. Kımıldamadan paravana baktım. Sana doğru koşmak, içine doğru kıvrılıp yeniden rahmine yerleşmek istedim. Tarihi yeniden yazmak istiyordum, bu defa beni normal bir anne gibi seveceğin bir tarih. Yepyeni pırıl pırıl.
O gece istasyonda onun son kez eve dönmesini beklerken ne duyduğumu gayet iyi hatırlıyorum. Başta trenin uzaktan gelen sesi normal, sıradan bir sesti. Gözlerimi yumup müzik dinler gibi dinledim onu; rayların üzerindeki vagonların ritmik şarkısı gitgide yükseldi:
Kli-klik. Kli-klik. Kli-klik.
Ama sonra sesler değişmeye başladı, kafamın içinde sözcüklere büründü, tekrar edip durdu, ta ki daha fazla duymazdan gelemeyeceğim kadar:
Hepsini öldür. Hepsini öldür. Hepsini öldür.
Bedenim yalnızca bana aitti, ülkemizin topraklarıysa rahatça at koşturacakları bir yer! Bir defasında böyle önemli adamlardan birini reddettiğim için beni hapse attılar. Büyük paralar ödeyerek çok pahalı bir avukat tuttum kendime. Kısa süre sonra serbest bırakıldım. Mahkeme benim saygın bir kadın olduğuma karar vermişti. Artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim. Dönenip duran bu cehennemi kısırdöngü, beni de kendisiyle birlike sürüklüyordu.
Çok uzun süre bir katil olarak yaşamanın kötü yanlarından biri, kalbimi açacağım tek bir arkadaşım bile yok; ama zaten başkalarının da gerçekten böyle bir arkadaşı var mı?