"Herkesin evden anladığı başkaymış, öyle diyorlar. Herkesin evsizliği de başka o vakit."
Çocukluğundan beri bir yere ait olamayan, sürekli ev değiştiren, bir türlü kök salamayan Seher'in hikâyesi. Yaşadığı kayıplar, hiç ait hissetmediği evler, odalar ve yarım kalan ilişkiler sonunda onu yollara düşürüyor. Portekiz'den başlayıp İspanya'ya kadar uzanan bu yürüyüşe Seher'in iç dünyasında geçmişe gidişleri, çocukluğundaki bir evden diğerine gidişleri, bir insandan başkasına geçişleri eşlik ediyor.
Seher kitapta çoğunlukla akrabalarının, arkadaşlarının hatta sevgililerin ona iyi davrandıklarına onu sevdiklerine ama yine de ait hissedemediğine değiniyor. Hep bir ev arayışında. Bu evi bir insanda, bir şehirde bazen sadece kendine ait dört duvarda arıyor. Sürekli kendine soruyor ve bize de sorduruyor, neresidir insanın evi, diye.
Yazarın kalemine gelecek olursak akıcı ve sadeydi bence. Anlattıklarını anlamak için yoğun bir çaba gerekmiyordu ama etkileyici, üzerine düşündüren cümleleri vardı kesinlikle.
Son olarak Seherin o hırçınlığı, aksiliği, olumsuzluğu başlarda çok canımı sıkıyordu. Sonra düşününce ve okudukça hak vermeye başladım ona. O hayatı yaşayan ve üzüldüğü anıları kendine unutturan gün yüzüne çıkınca da kafasından bir saniye atamayan Bazen de bir kelimeyle geçmişe giden onu kıran anıları tekrar yaşıyormuş gibi hisseden bir kadın anlayışlı sakin ve uyumlu bir rol takınsaydı kendiyle yüzleşmeden kendini kabullenmeden (bu sürece şahit olduk eğer olmasaydık) sever miydim onu samimi bulur muydum sanmıyorum açıkçası. Sabırla o yolda yürür gibi okunmalı Ev. Yol da güzel yürümek de, yolun sonu da ev de.