Gelişmemiş insanlar, anlık hislerle ve rastlantısal olarak edindikleri alışkanlıklarla davranırlar; ama bu tür güdüler bazen doğruyu da gösterseler, yaşamın genelinde temel alınamaz, çünkü davranışlar düşünceyle canlandırılmadıkça, gelenek ve alışkanlık onları her zaman güçsüz düşürür.
Yapay zihinleri ve yüzleriyle sürekli olarak sefahat ortamlarında boy gösterirler, çünkü yalnızlıktan korkanlar, yalnızlıkla birlikte ev yaşamından da kaçarlar; eğlenecek ya da uğraşacak hiçbir şey bulamadıklarında kendi değersizlikleriyle yüzleşmek zorunda kalırlar
Kadınların toplumda yapmakla yükümlü olduğu görevler nelerdir, ya da erkeklerin toplumsal sorumlulukları nelerdir? Gerçekten böyle bir soruya evrensel bir cevap var mıdır, yoksa spekülatif düsüncelerimizden doğan bir toplum baskısının birer sonucu olarak mı bu cinsiyet rolleri ortaya çıkmıştır. İşte bu diyalektiksel süreçte aslında erkeklerin kadınları, kadınlarınsa erkekleri eleştirip ayrımcılığa sebep olduğu düşünce normlarını yıkmayı hedefleyen akıl ve erdemın önemini vurgulayan Mary Wollstonecraft sadece dış güzellikle hoş sözlerin, erdemli ve eğitimli zihinler karşısında ne kadar sönük kaldığını vurgulayıp toplum tarafından dayatılan ve döneminin önde gelen isimleri tarafından da desteklenen ideal kadın figürüne karşı sert bir eleştiride bulunmuştur. Bunun yani sıra 18.yyda değindiği sorunların 250 yıla yakın bir süredir çözülememiş olması da her feministin başucu kitabı olması ve bu uğurda toplumu bilinçlendirmesi için yeterli bir sebep olduğuna inanıyorum.