"Demek annen Fransa'da yaşıyor? Yani sizinkiler boşandı mı?"
"Evet." Sonra kaşlarını çattı. "Bana soru sormayı kes."
"Sorun değil. Sen bana sormak ister misin?"
"Hayır."
"Oki doki. O zaman soru-cevap yapan ben olurum."
"Sen az önce oki doki mi dedin?"
"Aynen öyle. Randevuyla ilgili fikrini değiştirmeye yetecek kadar sevimli miydi?"
Zaten spor ayakkabı, eşofman altı ve eski bir tişört giyiyordum, o yüzden değiştirmem gerekmedi ama dışarıda onlara katılmadan önce eve girip cüzdanımla anahtarımı bıraktım. Tam da Hannah koşu kıyafetiyle ilgili Dean'e fırça çekerken çıktım. "Cidden dostum, üstüne bir tişört geçir."
"Hey, ne derler bilirsin," dedi Dean. "Malzemen sağlamsa göster."
"Hayır, koşuya çıkarken üstüne bir tişört giy, seni kendini beğenmiş ukala, dediklerinden oldukça eminim."
Dean'in ağzı açık kaldı. "Kendini beğenmiş mi? Daha çok gerçekçi desene şuna. Şu karın kaslarına bir bak Wellsy. Aslında, dokunsana. Ciddiyim. Hayatını değiştirecek."
Tezgâhtan uzaklaşıp arama telsize aktarılmadan cevap verdim. "Hey, sorun nedir?" diye asabi bir şekilde sordum.
"Sonunda!" Garrett'ınçileden çıkmış sesi kulağıma geldi. "Eğer biri seni aradığında açma zahmetine girmeyeceksen neden bir telefonun var? Beni görmezden gelmen için iyi bir sebebin olsa iyi olur Wellsy."
"Belki duştaydım," diye homurdandım. "Veya işiyordum. Veya yoga yapıyordum. Veya avludan hızla çıplak geçiyordum."
"Bunlardan hiçbirini yapıyor muydun?" diye meydan okudu.
"Hayır ama yapıyor olabilirdim. Günlerimi oturup beni aramanı ekleyerek geçiriyor değilim budala."
Garrett: Bu akşam maçtan sonraki partiye kesinlikle gelmelisin.
Bir kız az önce Dean’in kafasından aşağı bira sürahisi döktü.
Burnumdan yüksek sesli bir şekilde alaycı ses çıkararak hızlıca mesaj yazdım, çünkü devamını öğrenmem gerekiyordu.
Ben: Aman anrım. Neden? (gerçi hak ettiğine eminim.)
O: Sanırım Dean ciddi olmadıklarını söylemeyi unutmuş.
Ben: Elbette. Ah erkekler.
O: Erkekler... 0 cümleyi bitir bakayım... Erkekler mükemmel mi? Teşekkürler bebeğim. Bu ödülü hepimiz adına kabul ediyorum.
Ben: En büyük dallama olma ödülü mü? Evet, harika bir temsilcisin.
O: Ahhh. Yaralandım. Ben bir dallama değilim.:(
Hislerini incittiğim fikri suçlu hissetmeme sebep olmuştu.
Ben: Doğru, değilsin. Özür dilerim.:(
O : Hah. Dünyadaki en yufka yürekli insansın. İncinmiş filan değildim.
Ben: Güzel, çünkü özür lafın gelişiydi.