"insan kendi varlığını her gün biraz daha kusursuz bir heykele benzetmek için gayret harcıyor. içi bir zafer vehmiyle kabarırken, kaderin iblisçe kahkahası elinden çekicini düşürüveriyor. iradenin kazandığı zaferler kardan bir heykel kadar fani. Yarattığınız heykel, sizden başka hayranı olmayan bir kukla. En küçük dalgınlık, yılların emeğini yok etmeğe kadir"
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmay
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Ne zaman göçten kurtulacağız? Kavimlerin Serseri Yahudisi biz miyiz? Nuh'un etrafındakileri ölüme terkedip kurtlar kuşlarla gemiye can atışı çok hazin bir efsane. Kaptan daima batan gemide kalmalıdır. Tanrılar Sodom'un bir külyığını haline gelmesini emredince, peygambere düşen, kavmi ile beraber helak olmak, bir saray bahçesinin kuytu köşelerini hatırlatan esrarengiz mağaralarda kafayı çekip kerimeleriyle zina yapmak değil.