90 yaşında hastalanan Hasan Sabbah, ölmeden hemen önce Lammasar'a bir adam gönderdi. Etrafında en güvendiklerinden olan Kiya Buzurg Ümid'i çağırıp, onu halef tayin etti. Yanına çağırdığı adamlarından Dihdar Ebû Ali Ardistani'yi sağına oturtup, onu propaganda işinin başına getirdi. Hasan-ı Adm-i Kasrani'yi sol tarafına oturtup, ordu komutanlığına getirdikten sonra "eğer İmam gelir,ülkesinin başına geçmek isterse onun yanında yerlerinizi alın" diye vasiyet etti. Bu vasiyetinden kısa bir süre sonra 23 Mayıs 1124 Cuma günü vefat etti ve Alamut yakınlarında yapılan kabire gömüldü. İsmaililer tarafından ziyaret edilen bu kabir, daha sonraları Moğollar tarafından yıkılmıştır.
Alamut Kalesi'ndeki mekanı bir yatak ve bir kütüphaneden oluşan mütevazı bir odadan ibaretti. Nitekim kendi davası uğruna 35 yıl Alamut'ta yaşamış ve rivayetlere göre kaleden hiç inmeyip sadece sarayın damına gitmek için iki kez dışarı çıkmıştır.
Haşhaşi adı Hasan Sabbah'ın çevresinde topladığı gençlere Haşhaş (afyon) içirdiğine dair rivayetlere dayalı olarak verilmiştir. Aslında bunlar için haşhaşiya tabiri ilk yazılı adlandırma 1123 yılında Halife el-Âmir adına zamanın Kahire'deki Fatimi rejimi tarafından çıkarılmış. Nizari İsmail'i karşıtı "İhvan-ı Safa" adlı risalede Suriyeli Nizariler için birkaç kez haşhaşiyya terimi geçmektedir. Aynı şekilde dönem kaynaklarından Bundari, Zubbetun Nusara ve Nuhbetu'l Nusra adlı eserinde,Haşhaşi tabirini İran Nizari İsmailleri için değil, Suriye Nizari İsmailleri için kullanmıştır.
Temür beğlere dedi ki: Ey beğler! Şimdi bu Yıldırım Han gazi handır. Siz de dersiniz ki bizim günahımız yoktur. Hanlar sebepsiz yere kimseyi incitmezler.