Bazıları bizler yıldız tozlarıyız derler. Çok ilginç gibi gelse de bu doğru bir bakış açısıdır. Çooook ama çok eski zamanlarda henüz evren bir çok patlamaların ve karışık bir düzenin hüküm sürdüğü korkulu bir yer iken büyük mü büyük yaşlı mı yaşlı Kadim bir yıldız varmış...
Bu yıldız ömrünü tamamlamış ve merkezinde gerçekleşen tepkimeler bozulmalara uğrayarak hacmini küçültmeye başlamış. Aynı kütleye sahip iken çok kısa bir süre içinde hacmi küçüldükçe küçülmüş ve bu sıkışma, hep kütle çekim kuvvetinden kaynaklı imiş. Yeterli sınıra kadar sıkıştığında artık yıldızın içindeki tepkimeler iyice düzensizleşerek çok büyük bir patlama ile içinde biriktirdiği enerjiyi ve beraberinde de içinde var olan materyalleri etrafa saçmış...
Ancak durun... Sıra dışı bir şey olmuş... Yıldızın çekirdeği o kadar çok sıkışmış ve o kadar yoğun bir hale gelmiş ki merkezde var olan kütle çekim kuvveti belli bir yarıçaptaki hiç bir maddeyi bırakmamış, hatta ışığı bile. Uzaklardan bakıldığında bünyesinde bulunan ışığı bile bırakmayacak kadar kuvvetli bir çekim kuvvetine sahip bu mekanizma ise bir karadelikmiş. Oluşan bu karadeliğin muhteşem büyüklükteki çekim kuvveti patlama sonrası bünyesinden uzaklaşan her şeyi belli bir ölçü ve oranda sabitlemeye yetmiş ve bir galaksi oluşmuş. Bu galaksiye de samanyolu galaksisi denmiş. Bizim dünyamız da o kadim yıldızdan kopan parçaların uygun bir ortam ve koşulda oluşan tepkimeleri ile oluşmuş. Güneş bir merkez oluşturarak kütle çekim kuvveti ile bu yaşadığımız güneş sistemini oluşturmuş. Dünya ilk zamanlarda dönüp duran bir gaz bulutu iken yavaş yavaş soğumuş ve sonunda yaşadığımız dünyaya çok benzer bir ortam oluşmuş. Bitki örtüsü ile biz de oluşmuşuz... Yani yıldız tozuyuz... Evet ama tesadüf mü? Her bir safhası ayrı karmaşık kurallar ve kuramlara bağlı