Kant'ın bu eserini dolmuşta okumuştum. :) Yanıma oturan biri uzun uzun okuduğum satırları gözden geçirerek kitabın ismini sordu. Söylediğimde Prolegomena'nın anlamını sormuştu. Önsöz dediğimde dolmuşçuya müsait bir yerde inecek var deyip indi. :) Enteresan bir anıydı... Keşke ben de kitabı dolmuşta bırakıp inseydim :D ya da arkasından fırlatsaydım “Kant’tan kaçış yok ulan” diyerek. Neyse ki o zamanlar bu kadar manyak değildim de uslu uslu düzene ayak uydurup Ferdi Tayfur eşliğinde yoluma devam ettim.
Kitaba gelirsek, kitap tabii ki de buram buram Kant ve rasyonellik hissettiren ağır bir kavramsal dili barındırmaktadır. Kant o kadar iddialıdır ki ileride ortaya bilim olarak çıkabilecek her metafiziğe karşı bunu yazar. Açıklamaları mantıksal olmakla birlikte adeta kendi yarattığı dilde okuyuculara gösteri yapmaktadır. Metafiziğin felsefe tarihinde nasıl her bilinmeyeni anlatmak için hunharca kullanıldığını iddia eder.
Artık der metafizik sizin kurtarıcınız olamaz. Tam o anda felsefe tarihinde tatatatatammm perde açılır ve Tanrı’dan insanlığa şu şarkı çalar “Gidiyorum, bırak beni, elveda güzel kullarım, ağlama sil gözlerini, bu komedi oyun bitti!” :D
Ruh, Tanrı ve Özgürlük alanlarında incelemeler yapar. Her birini metafiziğin ağlarından kurtarmaya çalışır ve özgürlüğü çekip alır o ağlardan. O da tam kurtulamamıştır ya ağlardan neyse..
Ona göre algılarımız yaşadığımız gerçekliği yaratır. Asıl gerçeklik ise asla bilemediğimiz numen alanı. Tanrı’yı da oraya fırlattı Kant, inanca yer açmak için bilgiyi sınırlaması bundan. Bilginin ve aydınlanmanın filozofu, karanlığı halı altından çıkarıp aynadaki sır kıldı. :)
Gerçeklik kaypaktır. Yani bugün bu kadar din, bu kadar fikir, bu kadar çeşitlilik aslında gerçekliğin buzlu bir zeminde durmasından kaynaklanıyor bana göre. Kant