Öncelikle bir polisiye roman olmanın yanında din ve inanışlar üzerindeki araştırmaları, insan ve toplum psikolojisi hakkındaki tahlilleri ile derin bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki sıkılmak mümkün değil.
Ailesini belki de hayatının anlamını bir cinayet sonucu kaybetmiş Nevzat başkomiser sıradışı bir cinayet ve onun sonuçlarıyla hayatının anlamını yeniden arıyor diyebiliriz. Cinayeti farklı kılan Süryani ve Hristiyanlık mezhebinden izler taşıyor olması. Bu sayede Anadolu'nun yüzyıllardır ev sahipliği yaptığı Süryani, Nusayri, Hristiyan, Kürt, Rum medeniyetleri hakkında doyurucu bilgiler ediniyoruz. Yakın tarihimizdeki Türk-Kürt meselesine, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki 'din yarıştırma' gibi sorunlara da ayna tutuyor.
Adalet kavramını gerek devlet mekanizması nezdinde gerekse biz vatandaşlar arasındaki karşılığını sorguladığımız bölümleri oldukça etkileyici. Bu denli zengin bir kültür mozaiği içerisinde neden ve ne için ötekileşiyoruz, ötekileştiriyoruz? Bizi biz yapan tüm bu değerler ile ortak bir paydada yer alamamamızın sebeplerini ve sonuçlarını bu cinayetin sebepleri ve sonuçlarıyla oldukça iyi bağdaştırdığını düşünüyorum Ahmet Ümit'in.
İnsana sadece kimlikleri ve inanışları üzerinden değer verdiğimiz gerçegiyle bir kere daha yüzleştiriyor bizleri. Halbuki ne inandığımızı savunduğumuz kadar inançlı, ne eleştirdiğimiz kadar bilgili, ne ayrıştırdığımız kadar ait değiliz hiç birine. İnsanız. Süryanisiyle, Kürdüyle, Türküyle, Nusayrisi ile bir bütünüz. Ve şartlar elverdiğinde insanın tüm bu sınıflandırmaların ötesinde duygularıyla, dürtüleriyle, kendi vicdanı ile hareket ettigini unutmamamız gerektiğini söylüyor bize. Ali ve Zeynep'in olayları ele alışı Nevzat başkomiserin adeta aklı ve kalbi gibi. Doğrusu Zeynep Nevzat'ın aklı, Ali ise kalbi gibi