İnsan bazen en çok inandığını söylediği şeyle en çok çelişir. Dilinde Allah, elinde kitap vardır ama kalbinde ne şükür ne de merhamet kalmıştır. Kendisine sunulan nimetleri görmezden gelir, sahip olduklarını hak sayar, kaybettiklerinde ise isyan eder. Oysa inanç sadece sözle değil, hâlle taşınır. Nankörlük, insanın gözünü kör eder; doğruyu bile bile eğip bükmesine neden olur. Yalan, içindeki boşluğu gizlemek için kullandığı bir maskeye dönüşür. Ve sonunda, anlamadığı şeyleri yakıp yıkarak güçlü olduğunu sanır. Halbuki asıl güç; verilenin kıymetini bilmekte, doğru kalabilmekte ve nefsine rağmen dürüst yaşayabilmektedir.
"Şeytan seni gelecek kaygısı ve gelecekte başına geleceklerle korkutmaya geldiği zaman, onu Allah'a olan hüsnü zan ile darmadağın et. Ve kendine şunu söyle; " Geçmişte bana ikram eden, gelecekte de bana ikram edecektir."
Namaz değil. Oruç değil. Hac değil.
Evlilik.
Sebep, sana hiç öğretilmemiş her şeyden daha derin:
Peygamberimiz ﷺ şöyle buyurdu:
“Kişi evlendiğinde, dininin yarısını tamamlamış olur.”
Çünkü evlilik, gerçek karakterinizin en büyük sınavıdır.
Yalnızken sabırlı olmak kolaydır.
Kamusal alanda nazik olmak kolaydır.
Ama her gün aynı kişiyle evde?
GERÇEK dininizin yaşadığı yer TAM da orasıdır.
Eşiniz, kimsenin görmediğini görür.
En kötü günlerinizi. En düşük anlarınızı. En çirkin alışkanlıklarınızı.
Onlara özelde nasıl davrandığınız, Allah katında gerçekte kim olduğunuzdur.
Mescitte kim olduğunuz değil.
Sosyal medyada kim olduğunuz değil.
Evde kim olduğunuz.