Kapitalist, dünyalığı doğrultmasına doğrudan veya dolaylı yoldan yardım etmiş binlerce çalışanının işine koşamayacağı gibi, onların hepsini daima istihdam da edemez. Öyleyse mülkün paylaşılması kalıyor geriye. Ama mülkiyet paylaşılsa, bütün koşullar eşit olurdu, ne büyük sermayedar ne de büyük toprak sahibi kalırdı ortada.
Gel gelelim bu üretici maya, bu ebedi hayat tohumu, toprağın ve üretim araçlarının bu şekilde hazır edilmesi, kapitalistin üreticiye borcudur ve o bu borcu hiç ödemez: çalışanın yoksulluğunu, tembelin lüksünü ve koşullardaki eşitsizliği yaratan da bu hileli inkardır. Pek münasip biçimde insanın insanı sömürmesi olarak adlandırılan şey de esasen budur.
Bu kadarı da komik oluyor. Ne yani, savurgan, basiretsiz veya beceriksiz bir yetkili devletin mallarını rızam olmadan satacak ve devletin vesayetinde olan ben, devlet şurasında ne söz söyleme ne oy kullanma hakkı olan ben, satışa muhalefet etmedim diye, satış meşru ve yasal olacak! Halkın vekilleri, kamu varlığını har vurup harman savuruyor ve bunun telafisi de yok! Bana devlet eliyle satıştan payımı aldığı mı söylüyorsunuz, ama önce bir kere ben satmak istemedim ve satmak isteseydim de satamazdım, çünkü böyle bir şeye hakkım olmazdı. Sonra, bu satışın bana kar getirdiğini de hiç görmedim. Vekillerim bununla birkaç asker kuşandırdılar, eski bir kaleyi onardılar, iftihar edecekleri pahalı, ama faydasız binalar diktiler, sonra da havai fişekler attılar, yağlı direkler diktiler: Benim kaybettiğimle kıyaslandığında bütün bunlar nedir ki?
Niye satışa çıkacakmış? Bu toprakları satmaya kimin hakkı var? Ulus mülk sahibi dahi olsa, yaşayan kuşak neden gelecek kuşaklar için mülkünden yoksun kalsın ki? Halk yararlanıcı sıfatıyla toprağın zilyedidir, devlet ise onu yönetir, gözetler, korur ve adalet uyarınca dağıtır; eğer toprağı birilerine bırakıyorsa bunu ancak kullanılması için yapar, yoksa devletin toprağı ne satmaya ne de kime olursa olsun devretmeye hakkı vardır. Mülk sahibi sıfatını haiz olmadığına göre mülkiyeti nasıl devredebilir?