ludmilla.

10/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2018 13. kitabı
Borges'e göre görünen gerçek aldatıcıdır, en küçük şeyle bile bütün varlıklar kavranabilir, aynalar gerçekleri çoğalttığı için kötüdür, ölüm bilindiği için problem değildir, asıl problem sonsuzluktur. Borges özellikle zaman kavramını önemser. Onun için durağan, donuk bir zaman yoktur. Sürekli zamanlar arasında gider gelir. Şövalye kılıçlarıyla kabadayı bıçakları aynı öyküde parlar. Düş ve gerçek, dün ve bugün, tarih ve güncel birbirine karışır. Çünkü zaman gerçek dışıdır. “Öteki Ölüm”de birden fazla zaman olduğunu, psikolojik zaman fikrini ve zamanı geri çevirmeyi işler. “Öteki Ölüm”, geçmişteki bir olayın değişip değişmeyeceğini tartışır. İç savaşın birinde savaştan kaçan, korkan bir kahraman daha sonra korkaklığı yendiği için geçmişini de değiştirmiştir. Artık o savaştan kaçmamış gibidir. Kitaba da adını veren “Alef”te, yeryüzündeki bütün yerlerin, her açıdan, açık seçik, birbirine karışmadan, göz kamaştırmadan göründüğü dünyadaki tek nokta olan Alef anlatılır. Öyküde evrenin kökeni ve sonsuzluk düşüncesi gündeme getirilir. Bu noktadan (Alef’ten) bakan kişi evreni görüp onu kucaklasa da anlatamaz. Dil yetersizdir. Bakan gözlerin yakaladığı şey eş zamanlıdır, ama bunu yazıya dökünce zaman içinde sıralanmak zorundadır. Çünkü dil sıralayıcıdır.
AlefJorge Luis Borges · İletişim Yayınevi · 2018936 okunma
Reklam
Bir blog yazısı okudum, muhtelif açılardan Borges ; Cemil Meriç ve Pablo Neruda ile mukayese ediliyor. Cemil Meriç ile özellikle. Okudukları kitaplar, sevdikleri yazarlar o yazarlar ve kitaplar ile ilişki kurma biçimleri birbirine benzer nitelikler taşıyordu.-benzer okuma alışkanlıkları-Buna rağmen Borges ile Cemil Meriç iki ayrı yaşam tarzını, iki ayrı iklimi, ahlakı, kültürü,irfanı ve coğrafyayı temsil ediyordu. külliyetli miktarda ortak noktaya rağmen birbirine taban tabana zıt iki ayrı yazar modeli nasıl ortaya çıkmış acaba? Cemil Meriç çok istediği halde neden Misak ı Milli sınırları dışına çıkamamıştı? Dil miydi bunun belirleyici sebebi, din mi , coğrafya mı ,tarih mi,arkeoloji mi,antropoloji mi ? Yazar bu farklılığı memleket münevverlerinin hemen hiçbir konuda bedel ödemeyi göze alamayışıyla açıklıyor.Hatırlatmak sahiden de ıstırap verici ama en büyük bedellerden birini ödediği söylenen Nâzım Hikmet, Bursa Hapishanesi’nin müdürlük makamında Münevver Hanım’la halvet olabiliyordu. Beşir Fuat, Ali Kemal, İskilipli Atıf Hoca, Mustafa Suphi, Muzaffer Şerif gibi muhtelif isimleri de unutmuş değilim ancak bu bedel ödeme bahsi, yaradaki bıçak gibi duruyor durduğu yerde. Borges ve Neruda ise yeryüzüne bakma alışkanlığının iki farklı cephesini teşkil etmiş.Neruda komünistliğine rağmen gizleme gereği hissetmediği bir hoyratlığın aynasından bakıyor insanlara.Toplumsal duruş bakımından Borgesin komünizm karşıtlığı öne çıkarılsa da Borges insanlara karşı daha zarif ve anlayışlı.“Şair”liğinin gerisine gizlenerek insanları küçümsemesi mümkün değildi mesela.
Puan vermedi·
Taha Kılınç'ı muhtelif dergilerde İslam Coğrafyasının dünü ve bugünü üzerine yazdığı yazılarından biliyorum. Aslında Türkiyede herkesin hakkında fikir sahibi olduğu din, futbol ve siyaset üçlemesine siyaset cephesinden katkı sunuyor da diyebilir. Onu bu cephenin sıradan bir neferi olmaktan ayıran şey işe gösterişli ancak içi boş tespitlerde bulunmak yerine coğrafyamıza dair yakın geçmişteki kimi hadiseler hakkında anlattıklarından yola çıkarak şimdiye ve geleceğe dair tutarlı öngörülerde bulunması.Böylece olası siyasi tehlikelere karşı uyarıcılık görevini yerine getiriyor denebilir. Yazar yirmi önermesini doğuran olguyu ve bunlarla ilgili çalışma tarzını ise şu cümlelerle vermiş: “Tarih, herkese başka şeyler söyler. Okuduğunuz kaynağa, bakış açınıza ve almak istediğiniz derslere göre, olaylardan çıkaracağınız sonuçlar da değişecektir. Okumalarımız çoğu defa fıtratımızdan, yönelişlerimizden, hayattan beklentilerimizden ve zihnimizin istikametinden etkilendiği için, bu normaldir belki de. Eğer sağlıklı ve dengeli bir tartışma zemini sağlanabilirse, tüm bu farklı okumaların ve değerlendirmelerin zengin tecrübe aktarımına dönüşmesi ve ufuklarımızı açması mümkündür. Aksi ise, sadece daha fazla çatışmaya ve körleşmeye hizmet edecektir.” ‘Ortadoğu’ya Dair Yirmi Tez’ işte böyle bir tecrübe aktarımı isteğiyle ortaya çıktı. İçinde yaşadığımız bölgeye dair çeşitli okumaların, konuşmaların, tartışmaların, seyahatlerin, gözlemlerin ve tüm bunların zihinde oluşturduğu tasavvurların toplamı, şimdi iki kapak arasında size sunulmuş bulunuyor. Kitapta kendisine yer bulan tezlerin hepsi, elbette yazarının bakış açısından ve bölgeye dair izlenimlerinden etkiler barındırıyor. Buna rağmen, somut bilgiden hareketle, mümkün olduğunca ‘objektif’ ve ‘veri odaklı’ bir bakış
Ortadoğu’ya Dair Yirmi TezTaha Kılınç · Ketebe · 20181,065 okunma
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2018 19. kitabı
Bizi hakikate ulaştıracak olan hangisi? Parça mı Bütün mü?Bütünü tamamıyla ve tek seferde kavramak için gerekli zihin berraklığına sahip miyiz. Ya da arınmış bir kalbe. Akleden kalbe. Öyleyse bütünü parçalayarak ve parçaları kavrayarak hakikate temas etmeye mecburuz. İkiye bölünen Vikont öyküsünü okurken peşi sıra bu sorular aktı zihnimde. Her şey zıddıyla mümkün, bir diğerini anlamak için olabildiğince varlığı ikiye bölmek, iki kutup arasındaki gerilime dahil olmak gerekiyor. Calvino bu durumu öykü kahramanlarından merdadoya açıklatıyor: ''sen de bir gün kendinin yarısı olursan, ki olmanı dilerim evladım, tam beyinlerin sıradan akıllarının ötesinde neler bulunduğunu anlarsın. kendinin, dünyanın yarısını yitirmiş olacaksın, ama kalan yarı, bin kez daha derin, daha değerli olacak. o zaman sen de, her şeyin kendin gibi bölünmesini, parçalanmasını isteyeceksin, çünkü güzellik de, bilgi de, adalet de ancak parçalara bölünmüş olanda vardır.”
İkiye Bölünen VikontItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 2011635 okunma