"İmparatorluk yıkılınca kimi Balkanlar’dan, kimi Kafkasya’dan, kimi Ortadoğu’dan gelmiş. Hepsi kılıç artığı. Dokuz cephede savaşmış insanlar. Bu yüzden aileler, soylar soplar birbirine karışmış."
"İyi ama biz hepsine Türk diyoruz!"
"Irk olarak değil, bu kelime katliamlardan kurtularak Anadolu’ya sığınan insanların kurduğu bir koalisyonu anlatıyor. Yeni bir hayat, yeni bir ülke, yeni bir ulus. Yoksa Orta Asya’daki Türk ırkını vurgulamıyor."
"Her yolculuk bir kader birliğidir" diye düşünüyorum, "ama insanlar bunu bilmiyor.”
Üstelik hangi boyuttan bakarsak o kadar büyük bir gerçek bu. Örneğin insan türünün bu gezegendeki serüveni de bir yolculuk olarak görülemez mi? Ekolojik dengeyi bozmaya başlayan bir yolculuk. Ve bu dengenin bozulması, bütün insanlar için bir kader birliği değil mi? Birbirini tanısın tanımasın, her bireyin kaderi birleşmiyor mu? Her anlamdaki yolculuk böyle bir şeye neden oluyor.
İnsanlar başlarına bir şey gelmeyince durumu anlayamıyor, her yolculukta insanları birbirine bağlayan kaderi algılayamıyor.
"Evliliğin, bir yuva kurmak ve bir hayatı paylaşmak için özgürlükten vazgeçmek olduğunu bilmiyor muydun?" demiştim.
"Evet" diye cevap vermişti. "Teorik olarak biliyordum. Buna hazır olduğumu sanıyordum, ama bilmekle yaşamak aynı şey değilmiş. Beni affet!"
Doktorun o sözü de hayatım boyunca hiç aklımdan çıkmadı. Farkında olmadan çok önemli bir gerçeği dile getirmişti. Benim de daha sonra anlayacağım gibi, bazı ölümlerin acısı hep yeni kalıyordu