“Göreceksiniz” demişti, “en geç on yıl içinde, yeni yetişenler, insanlığın ulaştığı araştırma ve düşünme düzeyinin gerisinde kalacaklar. Matbaadan önceki kitapsız dünyanın söylenti ve dedikodu özellikleri geri dönecek. “
Daktilonun harfleri sormuştu. Yazının dili benimkinin bir yankısıydı, fakat çok eskiden olduğum kişinin hissiyatını veriyordu. Bu benim dilim değildi; onun diliydi, o zamanki çocuğun.
Müsveddeyi bitirdigimde, hikaye beni o eski çocuğun uyarısı ve umuduyla doldurdu.
O çocuk, “Ne yaptığımı biliyordum!“ diyordu. “Otorite ve merasimlerle çevrili 21. yüzyılında, özgürlük boğulmak isteniyor. Görmüyor musun? Dünyanız güvenli hale getirilmek isteniyor, özgür değil.“O hikayesini yaşamıştı, bu son şansıydı.“Benim zamanım geçti geçti seninki geçmedi.“
Tekrar o çocuğun dilini, kitabın son bölümünü düşündüm. Acaba biz, dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?
“ Zavallı Fletch.  Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerin ötesine geçmeye çalış. O zaman uçmanın anlamını daha iyi öğreneceksin. “