• Maturidi’nin en özgün yönlerinden birisi epistemoloji konusunda öncülüğü ve bütün sistemini doğru bilgi üzerine inşa etmeye çalışmış olmasıdır. İnsan bir akıl ve bilgi varlığı olduğuna göre, bildiklerimiz, bilebileceklerimizi ve yapabileceklerimizi belirlemektedir. Aklı etkin kullanmak da, doğru kararlar almak, doğru olanı tercih etmek ve yapmak da bildiklerimizin doğru, sağlam ve güvenilir olmasıyla doğru orantılıdır. Müslümanların medeniyet yarışının dışında kalması, son iki asırdır yaşanan olumsuzluklar, başımıza gelen felaketler bizim tercihlerimizin sonucu ise, bunun bilgi boyutu mutlaka tartışılmalıdır. Bilginin itibarsızlaştırıldığı süreçlerden geçtiğimiz, kolayca yapılabilecek bir tespittir. Ne kadar okuduğumuz, bilimde nerede olduğumuz, inanç ve davranışlarımızın bilgi temellerine ne kadar vakıf olduğumuz konusunda yüzeysel bir düşünme bile, bize kendi açmazlarımızı gösterebilir. Bilginin itibarsızlaştırıldığı, cehaletin teşvik edildiği ortamlarda bırakın medeniyeti, insanlıktan bile söz etmek biraz zordur.
  • Kelimeleri seçe seçe, yazım kurallarına dikkat ederek vurucu cümlelerle önce Latife Tekin’ in hayat hikayesini anlatıp ( ki ilk kitabı Sevgili Arsız Ölüm’ de kitabın ana kahramanı Dirmit’ in ta kendisidir Latife Tekin) edebi kişiliğinden söz eder, Türkiyede’ ki en önemli büyülü gerçeklik yazarlarından biri olduğunu söyler ve Manves City ; İşçi eylemleri nedeniyle iftira sonucu hapse giren ve beş yılın sonunda hapisten çıkan Ersel’ in bu beş yılda küçük bir kasaba olarak bıraktığı Erice’ nin büyük şirketlere nasıl teslim olduğunu ve hem Erice’ nin kentleşmesini hem de bu kentleşme ile birlikte işçilerin sosyolojik ve psikolojik değişimlerini anlatan bir roman der incelemeyi bitirirdim.
    Ama Manves City tek başına bir kitap değil. Latife Tekin’ de öylesine bir yazar değil (hoş O kendini ne yazar ne de edebiyatçı olarak görmüyor). Latife Tekin ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm’ den başlayarak Manves City’ e gelene kadar, görmezden geldiğimiz, kenarda köşede kalmış, eğer görürsek te umursamadığımız espirilerimize konu ettiğimiz hayatı ucuz olan insanları yazıyor yıllardır bıkıp usanmadan. Kitaplarını yayınlanma sırasına göre okursanız görmezden gelinen İç Anadolu insanının nasıl bir değişim süreci geçirdiğini (ya da belki de hiç değişmediklerini) göreceksiniz. Film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçecek . O nedenle;
    Sevgili Arsız Ölüm’ de köyden kente göçen bir kızın köyle kent arasına sıkışan, derdini ancak tulumbası ve kuşkuş otuna döken, büyülerle, cinlerle büyütülen Dirmit’ in ‘’şiirlerimi yırttılar, şiirlerimi yırttılar’’ diye çırpınışlarına kulak verebilseydik,
    Berci Kristin çöp masallarında ‘’Sabah naylon leğenden çatıları, eski kilimlerden kapıları, muşambadan camları, ıslak biriketlerden duvarlarıyla çöp yığınlarının çevresinde, ampul ve ilaç fabrikalarının alt yanında, tabak fabrikasının karşısında, ilaç artıklarının ve çamurun kucağına bir mahalle doğdu’’ dediğinde o gecekondu mahallesini gidip görebilseydik,
    Rüyalar ve Uyanışlar Defteri’ nde ‘’Birbirimizin ağzını kapatıp susma siyaseti yapmassak akabilir, kurumuş göllere su yürüyebilir, renklenir çiçekler’’ deyişine kulak tıkamasaydık,
    Gece derslerinde "Bizi şiirle kandırdılar!" diyenleri dinleseydik belki bugün Latife Tekin Manves City’ i yazma gereği duymayacaktı …
    Kitabın ana kahramanı Ersel’ e dostu (nasıl bir dost ise) Serco’ nun akerdeonla çaldığı Makedon şarkının orjinali. Belki dinlemek istersiniz.
    https://www.youtube.com/watch?v=cTeQk7VMzNQ
    Ve son zamanlarda seyrettiğim en güzel tek kişilik oyundu Nezaket Erden’ in ‘’Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit’’ adlı oyunu. Nacizane tavsiyem seyredin fırsatınız varsa….
    https://www.youtube.com/watch?v=Xa2N8q0s2wg
    Latife Tekin’ i daha yakından tanımak istiyorsanız;
    https://www.youtube.com/watch?v=rg-fThXdsLI
    Son bir not: Manves City ve Sürüklenme adıyla iki kitabı aynı anda piyasaya çıktı yazarın. Ortalama 6-7 yılda bir kitap çıkardığını düşünürsek son iki kitabından sonra uzun yıllar yine beklemek zorunda kalacağız Latife Tekin’ i. İyi okumalar...
  • Yargılayanlar ve mahkûm edenler ölüm cezasının toplumdan kendisine zarar veren ve daha sonra da zarar verebilecek olan birini uzaklaştırmanın önemi nedeniyle gerekli olduğunu söylüyorlar. Sadece bu söz konusu olsaydı, müebbet hapis cezası yetecekti. Öldürmek neye yarar? Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar. Demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız, hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?
    Victor Hugo
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bir söz bitişi gibi son buldu sevişler
    Bir yaz güneşi gibi eritir hep bu
    terkedilişler
    Bir an duruşu, ömrün gidişi gibi...

    https://youtu.be/DtQzdLcAOCI
  • Bozkır, oradan kopup gelmiş her insan için başlı başına bir çekim merkezi. O yüzden nasıl bir bozkır anlatıldığına dair merakım epey hızlı okumamı sağladı. Elbette burada paye bana değil Yeşim Hanım'ın üslubuna ait. Okumaya başlamadan önce roman karakterlerinden Mine'nin yaşı ile ilgili bir eleştiri okumamış olsam, bu duruma takılır mıydım diye düşünmedim değil. Ancak bence 20 yaşında olmasına rağmen 35 yaşında gibi düşünebilen insanlar var ve evet ufak tefek bazı noktalarda sırıtsa da, romanda aktarıldığı kadar iyi yetiştirilmiş bir kızın 20 yaşında da boyundan büyük laflar etmesi veya yaşadığı duygusal travmanın onu bir anda büyütebilmesi ihtimali es geçiliyor bence.

    Romandaki aşkın bizden yana çok tarafı var. Ancak bozkır gibi delirtici boşluklar böyle aşkları anlatır ve yaşatır. Avrupai süslü aşklarda bu kadar dengesizlik görülmeyebilir ve/veya nefret ile aşk bu denli iç içe geçmiş olmayabilir. Kitabi okurken aşkın ve bu ilişkiyi tetikleyen bize ait toplumsal unsurların hepsinin farkına varmanızı sağlamış yazar. Kendinizi kâh Emin'i, kâh Azad'ı taraf olarak savunurken bulabiliyorsunuz. Kurgunun sürekliliği esnasında ufak bir kopmaya rastladım; ancak üzerinde durmaya değmiyor bile. Okurken roman sizi sardığı için "bırak şimdi onu sonu ne olacak" diyorsunuz. Ha kendime de pay çıkartayım, romandan romana geçiş yapıldığı anda doğru tahmin etmeyi başarmışım kitabın sonunu.

    Yeşim Hanım daha fazla ve bu kadar uzun ara vermeksizin yazmalı. Türk edebiyatının etkileyici bir kalemi ve bize anlatacak çok daha etkili hikayeleri olduğu ama bunu sakladığını gösterir bir üslubu var.

    Son söz; tavsiye edilir.
  • İlahi Hitap da Nass Olgu İlişkisi
    Tefsire Giriş:
    Kur'an hitabı ile ilk hitap çevresindeki muhatap kitle arasındaki ilişki son derece canlı, dinamik, diyalojik ve diyalektik bir ilişki olarak gerçekleşmiştir. Bunun Kur'an metnindeki en müşahhas örneği, "yes'eluneke" (Sana soruyorlar) lafzıyla başlayan ayetlerdir. Kimi zaman sahabiler, kimi zaman Kureyşli müşrikler, kimi zaman Yahudiler Hz. Peygamber'e birtakım sorular sormuş, bu soruların her biri hakkında müstakil ayetler inmiştir. Mesela, Hz. Peygamber'e helaller, haram aylar, yetimler, içki ve kumar gibi meseleler hakkında sorular sorulmuş ve bu soruların her biri hakkında ayet inmiştir (Bakara 2/189, 217, 219, 220). Yine Hz. Peygamber'e farklı maksatlada kıyamet, ruh, Zülkarneyn hakkında sorular sorulmuş ve bu sorular için de birçok ayet inmiştir.(A'raf 7/187, İsra 17/85, Kehf 20/83). Bütün bunların dışında, bazı sahabilerin gereksiz sorular sormaları üzerine, "Ey iman edenler! Size izahı yapıldığı takdirde, müteessir olmanıza yol açacak konular hakkında soru sormayın" mealindeki ifadeyle başlayan Maide 5/101. ayet inmiştir. Bu ayetlerin açıkça belgelediği üzere Kur'an kendi nüzul ortamında olup bitenler hakkında konuşmuş ve ilk muhatap kitle tarafından da anlaşılmıştır. Fakat burada söz konusu olan anlama, özne-nesne ayrımının ayrışmasına dayanan, başka bir ifadeyle, yazılı bir metnin dil, anlam ve yorumbilim açısından incelenmesiyle yazarın niyet ve maksadının keşfedilmesini amaçlayan faaliyetten çok farklıdır. Aslında Kur'an'ın ilk muhatap kitle açısından anlaşılması büyük ölçüde Hz. Peygamber'in tebliğ ve temsil pratiğinin anlaşılmasıdır. Çünkü Kur'an'ın ilk defa şifahi bir hitap olarak Hz. Peygamber'in dilinden sadır olduğu malumdur. Bu durum ilk hitap çevresinde Kur'an'ın Hz. Peygamber ve onun rehberliğinden bağımsız olarak algılanmadığını söylememize imkan tanır. İlk müslüman nesil olarak sahabenin Kur'an'ı Hz. Peygamber'in rehberliğine (Sünnet) bakarak anladığı kuşkusuzdur. (İlahi Hitâbın Tefsiri C. I. s.14-15)