'Bazı tohumlar vardır hiç patlamayan, hiç filizlenmeyen, diyor dağcı ve kim bilebilir ki o büyük ve müsrif doğanın sırf içlerinden biri gerçekten yaşasın ve yaşamdan, acıdan, özlemden, yaratmaktan ya da mutluluktan söz ettiğinde bunların manasını sınırlarına kadar bilsin diye çabaladığını.
'Arkadaşım hangi felaketin beni bu hale getirdiğini sormuyordu. Hayat böyleydi. İnsanlar ayrı ayrı yollara dağılırlardı. Kiminin tuttuğu yol insanı bu Cevdet gibi, muvaffakiyete götürür. Kimininkini de benim vardığım şahikaya çıkarırdı. Bu bir talih, tesadüf meselesiydi. Niçinini, nasılını sormak beyhudeydi.'
'Ben dünyada bu manasız korkuya kızdığım kadar hiçbir şeye kızmıyorum... İnsan ilk hırsızlık edeceği zaman tereddüt etsin, korksun, ilk defa yakalandığı, türlü hakaretle mahkemeye verildiği zaman utansın. Anlarım. Fakat aynı şeyi ikinci, üçüncü, dördüncü defa tekrar etmeye mecbur kaldığınız vakit aynı tereddüdü, aynı korku ve hicabı duyarak boş yere kendinizi üzersiniz buna ne denilir?'