Gerçek olan bir şey var ki bir an, başka bir ana uymaz. Herhangi bir şey bende önceki gün bıraktığı etkiyi bırakmayabilir. Gözümü iyi açmalıyım, yoksa yine her şey parmaklarımın arasından kayıp gidebilir.
Her cümlesinin aklıma hitap etmesinden çok, yüreğimde asla canlılığını yitirmemiş duygularıma hitap etmesi...
Sonuna doğru içimdeki öfkeyi susturma çabalarının boşa çıktığını fark etmem, kendi hayatıma; şükrün yanında, farklı açıdan bakmamı sağlayan, zaten amaç edindiğim durumlar için daha fazla aktif olmam gerektiğini usulca kulağıma fısıldayan eser...
Firdevs'in ülkesine kadar gitmeyi gerekli görmeden, kitabın her sayfasında, her paragrafında, her satırında Nevin Yıldırım, Leyla U., Melek İpek, Çilem Doğan'ın karşınızda beliren suretleri...
Özellikle son 8 sayfasında Çilem Doğan'ın savunmasının "Adliye koridorlarında yüzüm mor bir şekilde çok dolaştım koruma kararları için. Başka bir seçeneğim kalmamıştı, hamileyken beni dövüp annemden para istedi, fuhuş yaptırmak isteyince öldürdüm." kısmının aklımın ve mantığının baş köşesine taht kurmasına engel olamadım. Çilem'in kocasını (!) öldürdükten sonra söylediği: "Hep mi kadınlar ölecek? Biraz da erkekler ölsün." cümlesi daha ne Firdevs'lerin, ne Çilem'lerin, ne Melek gibi kardeşlerimin olduğunu ne yazık ki sorgulayıp, bilincine varmama ve derinden etkikenmeme sebep oldu.
Ben bir insanı öldürdüğüm zaman, onu bıçakla değil, gerçekle öldürdüm. Benden korkuyorlar; beni yok etmek için bu yüzden acele ediyorlar. Bıçaktan korkmazlar. Onları korkutan gerçeğimdir. Bu korkutucu gerçek bana büyük bir güç veriyor. Beni ölümden, yaşamdan, açlıktan, çıplaklıktan ya da yılgınlıktan koruyor. Beni hükümdarlarla polisin zalimliğinden koruyan da bu korkutucu gerçektir.