Ben Tuba ağacıyım. Köklerim havada benim, toprağı bilmem. Bundandır hiçbir yere tutunamayışım. Dallarım yere doğru eğilir dünyaya, ancak köklerim göğe meyil verir hep Yaradan'a...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Endişe ile beslenen ruhların üzüntüye ne kadar muhtaç olduklarını bilirdi. Kız kardeşinde bu ihtiyacı her zaman görmüştü. Sinir hekimlerinin sempatikotonik (sempatik sinirin baskın olması hali) deyip çıkıverecekleri feveranlı ruhlarda iç mücadele zevkinin şüphe, korku, hınç, öfke ve kuruntu gibi düşman hisleri kendi dinamizminin gıdalarını aradığını ve bulamayınca, ansızın bomboş kalan ruhun dayanılmaz bir sıkıntı içinde kıvrandığını, şimdi bir kere daha, fakat bu sefer en kuvvetli tecellisi içinde görüyordu. Bu da Samim'in "olmak dramı" adını verdiği dip zıtlığın, varlığın temellerini sarsan büyük ızdıraplarından biriydi.
Başını salladı ve mırıldandı:
-Bahtiyar olmak için bedbaht olmaya ihtiyacı var. Her insan böyledir. Fakat Mefharet gibi galeyanlı tiplerde bu daha açıktır. "Başının belasını arıyor," der halk.Her insan arar bunu. Farkında değildir. Sanatkârlar hissederler. Fuzulî'yi hatırlayın:" Yani ki çok belalara kil müptela beni." Hamid de Makber"in önsözünde "Kederimin artmasi için sevinmek isterim," der. Aynı şeydir: Sevincinin artması için kedere ihtiyacı var, demektir."
"Evvela kapı, sonra pencere, sonra teras tarafına döndü, nihayet eski vaziyetine geldi; bu dünyada bir adım atacak hiçbir istikamet kalmamış gibi kendi noktasının ümitsizliğine mıhlanarak yüzünü buruşturdu ve mırıldandı:
-Acı!"