Bir astronomun ya da muhasebecinin hesabı en küçük bir hatayı bile kaldırmaz; adalet en ufak bir keyfiyet kabul etmez; bilim, uydurma şeyleri, tamamlanmamış deneyleri, doğaüstü fenomenleri kabul etmesi durumunda imkansız hale gelirdi. Benzeri biçimde felsefe, eğer kategorilerini kuralsız bir biçimde oluştursaydı, tanımlarını müphem bıraksaydı ve incelemelerini kesinlikten uzak, genellemelerini de varsayımsal olarak geliştirseydi bir saçmalığa dönüşürdü. Bunlar sanat için de geçerlidir. Sanat, idealin peşinden koştuğu ölçüde hakikate ve açıklığa da ihtiyaç duyar. Belirsizlik, prensiplerin ve fikirlerin kararsızlığı, nesnelerin müphemliği ve sınırsızlığı sanata terstir. Bütün bunlar sanatın yaşamasını ve gelişmesini engeller.