"Canım oğlum... O ilk kez heceleyerek 'an-ne' dediğin an yaşadığım tarifi mümkün olmayan mutluluğu tekrar tekrar yaşıyorum ben, bana kekeleyerek her 'an-ne' deyişine. Belki kusursuzca, tek seferde 'anne' desen, diyebilsen, çoktan unutup gidecektim o anı. Sen her kelimenle, benim için yeniden doğuyor, sanki yeniden ve ilk defa 'an-ne' diyor, içimi bir kat daha sevginle dolduruyorsun, güzel meleğim..."
Acaba düzgün ve Akça bir konuşmam olsaydı, dünyanın en büyük tiyatro oyuncularından biri olabilir miydim? Yani ileride... ("Olabilir miyim?" olacak değil mi doğrusu?) On binler, yüz binler, belki da milyonların önünde hiç takılmadan, hiç kekelemeden, dupduru bir konuşmayla sözlerimi savurabilir miydim (miyim) sahneden?
Onu bir daha okşamadan nasıl mutlu olabilirdi? Yüzünü bir daha asla onun yumuşak kürküne gömmeden? Kulaklarının seğirdiğini bir daha göremeden? Güneşin altında döne döne yuvarlanırken yüzünde beliren gülümsemeyi görmeden? Islak burnunu teninde hiç hissetmeden nasıl mutlu olacaktı? Ya da Ayı diliyle onun çimlerin yalamadan? Denizden çıkışını hiç görmeden? Artık sırtına binip dağlara tırmanıp kendini dünyanın en mutlu, en sevilen kızı gibi hissedemeyecekse bir daha nasıl mutlu olacaktı?