Avukatın aşkı ne zaman yaşadığına gelince. Anadolu’nun birçok yerinin düşman işgali altında, İstanbul’un İngiliz askerleri kontrolünde olduğu yıllarda yaşamış.
Osmanlıya hasta adam gözüyle bakıldığı, İstanbul hükümetinin nazırı Ziya Paşanın “Beyler İngilizlere kafa tutmayınız adamların hiç şakası yok” dediği yıllarda yaşanmış.
İstanbul’dan kaçırılan silahların İnebolu yolu ile Anadolu’ya ulaştırılmaya çalışıldığı, bu silahları kağnı arabası ile Anadolu’ya ulaştırırken sekiz gün yolda olan ve bu yolculuk esnasında Küreli bir gelinin yolda doğum yaptığı, Azdavaylı bir kadının yolda doğum yaparken öldüğü yıllarda yaşanmış.
Bin bir zorlukla Anadolu’yu işgalden kurtarıp İzmir de komutanların bir araya geldiği zaman Yakup Şevki Paşa’nın Mustafa Kemal’e “Paşam sen haklı çıktın, sen eli öpülece kadamsın, ver elini öpeyim” dediği yıllarda yaşanmıştır.
Avukatın aşkı kurtuluş yıllarında yaşanmış, vatan aşkı ile sevgili aşkı birbirine karışmış ve vatan aşkının üstün geldiği bir aşktır.
İşte o kurtuluş savaşı esnasında, kışlalarımızın İngiliz askerleri kontrolündeyken bir teğmen kışlanın doktoruna gider durumu anlatır, birkaç askerin hastaneye kolera hastasıymış gibi sevk edilmesin ister. Doktor da yapar. Kışla da kolera salgını başladığını zanneden İngilizler kışlayı terk ederler.
Teğmen de bu kışladaki silahları tabut içinde önce camiye, oradan da Anadolu’ya sevk eder. İşte İnebolu’dan Anadolu’ya giden silahlar tabut içinde gelmiştir. Silahları tabut içine yerleştiren, tabutları taşıyanlardan biri de genç bir avukattır.
Mahallesinde bir kızı sever. Annesini ve babasını gönderip istetir ve nişanlanırlar. Genç kızımız Ayşe’ye nişanlısını avukat olarak tanıtırlar. Bundan sonrasını genç kızımızdan dinleyelim.
İstiklal Savaşı yılları, yıl 1919. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin