İşte erkekler! derdi, asla memnun değildirler, artık sevmemek isterlerse bütün düşüşün, bıkkınlığın suçlarını kadınlara yüklemek için çare bulduktan sonra sevmemek suçunu da onlara bırakmak için zavallıları aşağılayacak şeyler ararlar.
Aşkta kalp susmaya başlayıp da zihin yetilerini kullanmaya başlarsa o aşk öyle bir hasta çocuğa benzer ki damarlarında taze bir kan yerine zehirli ilaçlar dolaşsın.
Şüphesiz Bihter'i seviyordu, hayatında hiç böyle derin ve uzun bir sevdası olmamıştı. Bu, elbette onun ilk ve son aşkıydı; lakin bu, hep böyle, aynı buluşmalar, aynı saatlerde söylenen aynı sözler, aynı sadakat yeminleriyle aynı karşılıklı öpüşmeler, evliliğe has bir tarzda ve bir manada nağmelerle sürüp gidecek miydi?
Yavaş yavaş bu karşılıklı sevginin hep bir çeşit lezzetleri arasında yenilikler, başkalıklar ister olmuştu; ilk haftalarda onları titreten, korkutan şeyler oluyordu, birbirine tamamıyla sahip oluncaya kadar, aşklarında daha kat olunacak mesafeler, daha göze alınacak tehlikeler kaldıkça, tatmin olunacak emellerin heyecanının sıcaklığını hissederlerdi; fakat sonra, artık bu aşkın devamından başka beklenecek bir şey kalmayınca sakin saatler, o sakinliği bir can çekişme azabına benzeyen tekdüze saatler başlamıştı. O farz ettikleri ihtiraslardan, coşkunluklardan, çılgınlıklardan, gözyaşlarından, birbirini daha çok sevmek için hırpalaşmaklardan, kısacası o bir aşkın hayatını daima tazeleyen bunalımlardan hiçbir şey yoktu; hatta birbirini kıskanmıyorlardı bile ...