Gözyaşıyla abdest alabilir mi aşıklar araştırıyor
Kağıt gemilerinin hepsi karaya oturdu
Mavinin hayalini kuruyor
Doyasıya kavga etmeyi ,
Kahverengi sıralarda çürürken dirseği kalemin toparlak ucunu ısırmayı özlüyor
Kara kedi görünce saçını çekip tükürüyor
Her yağmurda pencerelerde arap kızını arıyor
Tek zevki şiirler okuyarak birde türkü söyleyerek yürümek karanlıkta
Aşkın sonsuz olduğunu düşünüyor
Belanın demir,kendinin mıknatıs olduğuna 11 yaşındayken kanaat getirdi
Kendini çok şansız hissetse de hayırlısı diyebildiği kadar yaşayacağını biliyor
Bildikleri kendine ağır lakin anlatmayı sevmiyor
Kimsenin bilmediği sırları var kıyametler koparacak kadar
Bütün kıyametleri içinde koparıyor
Ha birde ağlarken gülebilmenin güçlülük değil insanlık göstergesi olduğuna inanıyor
Ve hala buğulu camlara tehlikeli isimler yazmakla meşgul
Ve sayamadım kaç kez asıldım saç telinde,
kaç kez düştüm gözlerinden,
binlerce kez utanmışım şairliğimden,
meğer çok geçmiş her şey için
meğer çok şey geçmiş başımdan,
çok şey hiç bir şeyi değiştirmemiş meğer,
ve içlice bir “ah”derim
bir ah kalemimden keskin şiirimden derin,
bin ah aldım çok ucuza hepsi senin eserin ...
Sen yine çiçek ben kömür karası,
Sen yine güzel ben bıçak yarası,
Sen mübarek bir hayır,
Ben baş belası,
Sana seni seviyorum diyebilmek şiirimin tasası lakin dili dönmemiş söyleyememiş işte anla,anla ulan.
Bira hazan yahut haziran tam bilmiyorum
Sen günlük güneşlik ben üşüyorum.. .