Enise Tankişi

Enise Tankişi
@Lebrizl
16 Ağustos 2004
14 okur puanı
Aralık 2024 tarihinde katıldı
McChesney'in 21. yüzyıl Amerikan medyasını tanımlarken kullandığı gazeteciliğin daha çok piyasa kaygısıyla yapılması sonucu, "medya tarafindan toplumun toptan depolitize edilmesi gazetecilerin siyasi haber yapma hevesini kıracaktır" önermesi Türkiye'deki medya sektöründe yaşanılan sansür ve baskı süreci için de doğru bir tespittir. Ancak AKP medyadan elde ettiği güçle, toplumu apolitikleştirme yolunu seçmemiş, kanaat teknisyenleri araaılığıyla, muhafazakâr söylem ekseninde politikleştirmiş, dahası güncel politika ekseninde hep ikili karşıtlıklar (Ermeniler-Türkler, israil-Filistin, Kürtler-Türkler, muhafazakâr /dindarlar-laik/Kemalistler, Fethullahçlar-AKP"liler) kurulmasını sağlayarak, ötekileştirme söylem ve politikalarını hayata geçirmiştir.
Reklam
Hiper-gerçeklik, ideoloji ve hegemonya arasında, içinde yaşadığımız postmodern tüketim kültüründe kendini ortaya koyan metâ fetişizmi, yabancılaşma ve dolayısıyla şeyleşme olarak adlandırlan daha geniş kapsaml süreç bağlamında ortaya çıkan ilişkilerin boyutları, bugün bir tür sanal gerçeklik ve semboller otoritesi olarak belirginleşmektedir. İşte bu sembollerin gittikçe artan önemi ve medya aracılığıyla kurgulanan gerçeklik inşaları (ve elbette algilari) sanallığın çok ötesine uzanarak, insanların içinde yaşadıkları düzene ve mevcut söylemlere riza göstermelerini sağlamadır.
Neo-liberal politikalarla ivmesi artırılan küreselleşme, kapitalizmin tüm dünyaya erişim yarışı aslında insanlığın hayli eskilere uzanan zenginlik, iktidar ve bilgi arzularının belki de tarihte olmadığı kadar geniş bir düzlemi kapsayarak hayata geçme sekli olarak da görülebilir. Bu nedenle de küreselleşme mallar, hizmetler, imgeler, moda, fikirler, değerler kısacası insanın icat ettiği ve ürettiği hemen her sey dünya içerisinde bir akış içerisinde olmasını dayatmaktadır.
Featherstone (2005), birçok beden modifikasyonunun ortak noktasının, kişinin bedeni üzerindeki kontrolünü ele alma, habitus'un katı oluşumunu ve sınırlarını aşma ve beden doğallıiğına karsı bir durus sergileme duygusu olduğunu ileri sürmektedir. Burada; bir sekilde bedenin sahipliğini eline alan, bu andan itibaren de kimliğin görünür bir işaretini taşıyan bireyin, bedeni üzerindeki kontrol duygusu söz konusudur. Bu bağlamda dövmenin, bireylerin bir şekilde zarar görmüş, örselenmiş ve/veya baskılanmış olduğunu düşündükleri benliklerini yeniden kazanmalarına, onarmalarına ya da geri almalarına olanak tanıyan bir beden pratiği olduğu ileri sürülebilir.
Goffman (1961), Asylums'da mahkûmların, gündelik yaşam rutinlerinin ve davranışlarının (uyanma, duş alma, giyinme, yemek yeme saati, yemek yeme şekli, konuşma biçimleri, ses tonu) dışarıdaki hayatlarından son derece farklı bir biçimde nasıl disipline sokulduğundan söz ederken, salt bir cezalandırma pratiğini tartışmamaktadır. Mahkûmların deneyimledikleri aslında, beden performansları üzerindeki inisiyatiflerinin kendilerinden alinması yoluyla benliklerinin tahrip edilmesi sürecidir. Bu bağlamda Goffman (1961) aslında, bireysel benlik ve beden arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu da gözler önüne sermektedir. Benlik, bedene yönelik müdahaleler aracılığıyla zarar görebilir ya da tam tersi bir şekilde pekiştirilip; güçlendirile de bilir.
Reklam