Bugün annem öldü, belki de dün bilmiyorum.
Bir roman için bundan daha çarpıcı bir giriş olabileceğini düşünmüyorum. Anne bir insanın iç dünyasında everesttir. İlk aşkını, ilk heyecanını, ilk gülümsemeni ona hediye edersin. - 9 aylık mecburi birlikteliği saymıyorum bile - Yukarıda bahsi geçen bir cümle neden doğar, nasıl doğar? Olsa olsa dünya tüm umurlara, umutlara, empatilere tecavüz etmiştir. Düpedüz ihanet etmiştir varlığına. İşte doğumdan ölüme önem kelimesinin karşısında duran 'anne' ancak böyle bir cümle ile uğurlanır. Dünyaya, anana, aşkına, vatanına bilhassa kendine yabancısındır.
1942'de yazılmıştır kendine yabancılığın öyküsel romanı. Bir oturuşta üstüne düşünülmeden öylece kalemin köprü vazifesiyle sayfalara işlenmiştir. Cezayir asıllı bir Fransız'ın kalbinden inmiştir. Gariptir yabancı. Tüm yabancılıkların en acizanesi, sıfatı en eksik halidir. Camus'un iç dünyasını resmettiği en ufak bir mükemmeliyet derdi barındırmayan eseridir. Zihinde vebalar çoktan doğmuş, hızlı ilerleyişini sürdürmüştür. Öyle bir kayıtsızdır ki yabancı gerçekçiliğine sayfalar sayfalar sonra ikna olabiliriz.
Örnek mi?
*Spoiler avcılarının dikkatine! Aşağıda bir miktar spoiler bulunabilir.*
+++
Marie: Benimle evlenmek ister misin?
Meursault: Olur. Bence evlensekte evlenmesekte bir.
Marie: Beni seviyor musun?
Meursault: Herhalde sevmiyorumdur.
Marie: Evlilik ciddi bir iştir. Madem sevmiyorsun neden evet dedin?
Meursault: Sen evlenmek ister misin diyorsun. Bence bir.
+++
Kayıtsızlığın, umarsızlığın tarihi burada yatıyor. Neden, nasılın birer soru kalıbından çok kelimeye dönüştüğü bir yaşam. Camus, okurları tanık olarak karşısına alıyor ve karakterini acımasızca yargılıyor.
Camus, ehvenişer kelimesinin tam karşılığıdır bana göre. Anlamlandırmak ile anlandıramamak arasında gidip
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2012137,2bin okunma