Kitaptaki eğitim görmemiş halk ile günümüzdeki sözde (!) eğitim alan halkımız ne kadar benzer özellikler gösteriyor, halbuki aradan bir asırdan fazla zaman geçti. Tabi ki oradaki halkı bunun yüzünden suçlayamayız. Başlarındaki devlet; sorumluluğu olan halkı bilinçlendirme görevini yerine getiremediği, onların refahını sağlamadığından dolayı bu haldeydiler. İnsan; boğazının derdindeyken, ölümle burun burunayken, açlıktan ağzı kokarken karnından başka şey düşünemez. Öyle ki bu büyük köyde okumayı bilen bir iki kişi belki var, zaten onlarda yarım yamalak biliyorlar. İnsanlar burada tamamen hayvani içgüdülerle yaşıyor; yemek ye, su iç, barın, neslini devam ettir. Bu insanların millet bilinci oluşmasını nasıl sağlayabilirsiniz ki? Peki bu insanlar imkansızlıklar yüzünden bu haldeler onları suçlayamayız dedim ama ya şuan ki milletimizde niye millet bilinci yok? Öyle ki bizi sömürge olmaktan, güçten yoksun, dışa bağımlı bir ülke olmaktan kurtaran Mustafa Kemal Atatürk'e nefret besleyebiliyorlar. Hatta Ulu Önderi suçlayabilme cüretinde bulunuyorlar. Bu insanlar okumadan, araştırmadan, kulaktan dolma bilgilerle atıp sallamayı çok seven insanlar olduğuna şüphe yok.
"Hepsinin içinde, semavi bir afet esnasında bir koyun sürüsünün ürkekliğinden bir şey var. Neden ürküyorlar?" kitaptan aldığım koyun sürüsü metaforu günümüzde halen geçerliliğini sürdürüyor. Koyun sürülerine benzetilmesini ise şu şekilde anlatayım: Elimizde bir koyun sürüsü var ve diyelim ki bu sürü bir platoda, uçurumun kenarında otluyor bu koyunlardan birisi uçurumun kenarına doğru ilerlemeye başlayınca diğer koyunlar da peşinden gider, bu koyun farkında olmadan uçurumdan düştüğünde diğer koyunlar bunun onları öldüreceğini anlayamaz ve tek tek uçurumdan atlayıp telef olmaya başlarlar, bu sürünün son ferdine kadar