İnsanlar son derece trajik bir varoluşun içinde yaşıyorlar. Derinlerde bir yerde geçmişte her ne yapmışlarsa, gelecekte de aynısını yapacakları şüphesini taşıyorlar. Tüm geçmişlerinin boşa gitmiş olduğundan korkuyorlar ve bugünün de ellerinden kaçmakta olduğunu sezinliyorlar. Sorunu tam olarak teşhis edemeseler de, şimdiki zamanda asla var olamamanın kederi içlerinde birikiyor. İnsan daima geçmişte yaşar ve olayların ancak onlar bir anı haline geldiğinde farkına varabilir. İnsan, hep kendisinin bir adım gerisinden gelir. Hatta öfkesini ve üzüntüsünü bile duygu fırtınası geçip gittikten sonra tam anlamıyla idrak eder. Ne yazık ki bu sonradan gelen idrak da yarım yamalak, kusurlu ve eksiktir.
Zamanın değerini bilmeyenler, can sıkıntısı çekmeye mahkûmdur. Hayatlarının her anında eğlendirilme ihtiyacı içinde olanlar, can sıkıntısı çekmeye mahkûmdur.
“Burada hiçbir şey yapmıyorum. Yalnızca zaman
öldürüyorum.”
“Harika!” dedi, yine o alaycı tonuyla. “Zaman seni öldürüyor ve sen zamanı öldürdüğünü zannediyorsun.”