Uyuyor güzelce, direnmek yok, çırpınmak yok, olmazı olur etmeye çabalamak yok ona bundan böyle. Onca yıl taşıdı sırtında itikadın yükünü, ne huzur bildi ne rahat, ne kahkaha ama bak attı nihayet onca yükü sırtından. Uyuyor şimdi, düşünmüyor artık, ne vazifesi kaldı ne mecburiyeti; geçti işte, hepsi geçti onun için ama bak bana, bak şu ihtiyar, şu yorgun kadına, ben ne yapayım, kıskanmayayım mı onu, ah bak şuna nasıl güzel uyuyor, ölüp gidecek birazdan, az kaldı.
Gene geldi saplandı yüreğime o yılların sıkıntısı, kapanmaz bir yara gibi yakıyor canımı her hareketinde. O yaranın da biliyorum ne olduğunu. Sonsuza kadar yalnız kalmaktan, boş duvarlara konuşmaktan korkmaktır o kanayan yara. Kim duyar ki sesimi bir otel odasında?