Bahçemizi işlemeliyiz, diyor Voltaire ama acaba kendi elleriyle tek bir salatalık bile ekmiş midir? Bahçesinde iki deneyimli bahçıvanın rehberliğinde en az iki düzine işçi ve hizmetkârın çalıştığını biliyoruz. Onun bu metaforu onların, tüm gerçek bahçıvanların sayesinde mümkün oldu. Bizim güzel cümlelerimiz onların (çökmüş) omuzlarının üstünde yükseliyor.
“Sanırım Ecinniler’de bir yerde, Dostoyevski, insanın mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz olduğunu, tek sebebin bu olduğunu söyler. Babam Dostoyevski ile içli dışlı olmasa da, tam tersini iddia ederdi. Bir keresinde, sesini hafifçe kısarak -belki bu yüzden aklımda kaldı- bir grup arkadaşına şöyle dediğini duydum: ‘Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz.’ “
Bu uzun bir kederdir.” diyor bir arkadaşım. Güzel bir ifade ama ben henüz acının içindeyim. Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir…
Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.
Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onlara da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti. O garip zırhı ancak torunları aşabiliyordu.