Okuduklarınızın gözlerinizin önünden bir film şeridi gibi geçtiği, ağlama noktasına geldiğiniz, olaylara müdahale edip farklı bir yön vermek istediğiniz eserler olur ya hani işte öyle muhteşem bir eser
Uçurtma Avcısı.
İki yakın dost, arkadaş olan Emir ve Hasan’ın
bir uçurtma ile hayatları tamamen değişir. İhanet, bazı şeylere karşı olan o derin sessizlik dostluğun yerini alır. Sınıfsal farklılıklar, etnik köken farklılığı, toplum baskısı gibi etmenlerde bu arkadaşlığa ihanetin karışmasına sebep olur.
Khaled Hosseini Afganistan’ın coğrafyası, Sovyet işgali, işgal ile yeni Afganistan‘daki değişimlere, savaşın insanlar, çocuklar üzerindeki etkilerine, etnik köken farklılıklarından dolayı dışlanmanın izlerine çok iyi bir şekilde değinmiştir. Allah, Kuran, şeriat kelimelerinin arkasına sığınıp halka zulmedenlere, çocuk istismarcılarına da değinmeden geçmemiştir. Dolayısıyla psikolojik olarak da oldukça dolu dolu bir eser.
Gayet sade ve anlaşılır bir dil ile yazılan bu eserde yoğun bir edebi dil bulunmuyor.
Yapılan hatalar, geçmişten kaçamamak, vicdan azabı …
O vicdan azabından kaçmaya çalışmak yerine belki de yüzleşmek bizi daha olgun , daha umutlu biri yapıyor. Evet bazı hataların geri dönüşü olmuyor ancak bir çocuğun gözlerinde o sevgiyi görme umudu herşeye değer…
Bilinmeyen bir zamanda ölümcül bir virüs sebebiyle hayvan eti tüketimi yasaklanıp tüm hayvanlar itlaf ediliyor. Devlet protein açığını karşılamak için insan eti tüketimini yasallaştırıyor ve ‘özel et’ tabiri ile çiftliklerde insan eti üretiliyor. Olaylar bu kesimhanelerden birinde çalışan Marcos aracılığla anlatılıyor. Kitabı okurken
Körlük kitabında hissettiğim bazı duyguları anımsadım.
Yazar Körlük’teki gibi koşullar kötüleştiğinde medeniyet denilen o tek dişi kalmış canavarın nasıl çöküşe uğradığını, merhamet kavramının nasıl yok olduğunu gözler önüne seriyor. Toplumsal çöküşü, insanın her şeye uyum sağlayıp nasıl vahşileşebileceğini, bireyin düşünmeden, sorgulamadan itaat edişini çarpıcı bir dil ile aktarıyor. Yazar bu aktarımı da sade dil ve duygusuz bir anlatım ile yapıyor ve bu duygusuz anlatım ile asıl amacına ulaşıyor .
Rahatsız edici, mide bulandırıcı kısımları olduğu için hassas okurların dikkatine!
“Salaklaşma. Bizi kontrol ettiklerinin farkında değil misin? Birbirimizi yememizle nüfus fazlalığını, fakirliği, suç oranını denetim altına alıyorlar, daha sayayım mı, bunu görmüyor musun?"
“Bu dünyadaki tüm kötülüklerin sebebi insandır. Bizler kendi kendimizin virüsüyüz.”
“Babam bahçıvandı.Şimdi bir bahçe.”
Uzun zamandır okuduğum en iyi giriş cümlesi.Aynı zamanda tek bir cümle ile tüm kitabın özeti.
Georgi Gospodinov’un babasının hayatını ve hastalık sürecini, vefatını, sonrasındaki yas sürecini içten duygularla anlattığı eseri
Bahçıvan ve Ölüm
Ölüm kimin için son? Kalan için mi, giden için mi?
Peki kalanlara yüklenen o ağır özlem…
Yazar ölümün kaçınılmazlığından, acıdan, yas sürecinden samimi ve yalın bir dil ile bahsediyor. Yas sürecinde neler hissettiğini, hayatının bir şekilde devam etmek zorunda olduğunu bir sohbet havasında aktarıyor okura.
Yer yer anılarına yer verdiği için sizi kedere boğmaktan ziyade o havayı dağıtıp derinden sarsılmanıza izin vermiyor. Bu özelliği ile de ödüllü bir yazar oluşunu kanıtlıyor.
Yeri doldurulamayacak kayıplar yaşamış ya da zorlu bir hastalık sürecine şahitlik etmiş kişileri derinden sarsacak bir kitap.Yakın bir zamanda bu kaybı yaşamış biri olarak beni oldukça etkiledi.Ancak hiç kayıp yaşamamış kişiler de okumalı ki varlığı hayatımızı dolduran insanların değerini anlayalım.
“Ve kelimelere inanan ben, kelimesiz kalmıştım..”
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514bin okunma
Zülfü Livaneli’nin tarihi bir roman olarak değil de, tarihi olayların geçtiği bir roman olarak görmemizi istediği romanıdır
Engereğin Gözü.
Eserde küçük yaşlarda Afrika’dan köle olarak getirilip hadım edilen ve zamanla sarayda Hadımağalığı’na kadar yükselen bir çocuğun gözünden taht oyunları anlatılıyor.
Hadımağa’sının kendini bazen tam bazen eksik görmesi, bazen adil olduğunu düşünüp bazen de yanlışlar yaptığını kabul etmesi, bazen hakettiği yerde olduğunu bazen de hakettiği değeri ve konumu görmediğini düşünmesi insan psikolojisinin gelgitlerini yoğun bir şekilde gözler önüne seriyor.
Adalet kavramı, köle-efendi ilişkisi, koltuk sevdası, liderlik gücü ve hırsı, güç ile gelen zalimlik ve acımasızlık gibi pek çok konu romanda yer alıyor.
Akıcı üslubu sayesinde tek solukta okunabilecek güzel bir Livaneli eseri.
Romain Gary (Emile Ajar)’a Goncourt Edebiyat ödülünü ikinci kez kazandıran bir eser.
Momo ve Madam Rosa…
Onca yoksulluğun, sevgisizliğin, yalnızlığın ortasında bu değerlerin eksikliklerini birbirinde tamamlayan, birbirine sevgiyle tutunan iki insanın hikayesi.
Momo, küçük yaşta dünyayı anlamaya çalışan ve bir yetişkin gibi herşeyin farkına varan, merhamet dolu bir çocuk.
Madam Rosa, biyolojik olmasa bile anne kelimesinin anlamını Momo’ya tattıran, ona sevgiyle bağlanan ruhu yaralı ve yaşlı bir kadın. Aralarındaki ilişki iki insanın birbirine sevgiyle bağlanmasının en güzel örneğidir.
Yazar eseri Momo’nun gözünden yalın bir dil ile anlatmaktadır.Momo’nun gözünden anlatılması da duygusal yoğunluğu arttırmıştır.
Yazar, Momo’nun dünyası ile ölüm, yalnızlık, sevgisizlik, merhamet gibi pek çok kavramın altını çizer.Romanda din, dil, ırk farkının önemsizliği bir kez daha gözler önüne serilir.
Yoksulluk kavramı ile maddi yoksulluğun yanı sıra sevgiye duyulan açlık da anlatılır.