Hiçbir hanedan mensubunun kanı dökülmez, ancak boğularak öldürülürdü.
Bu neden böyleydi acaba ? Kanları başka renkte miydi, yoksa öyle olduğunu sanmamızı mı istiyorlardı ? Kanlarının biz âcizler gibi kırmızı olduğunun görülmesinden mi korkuyorlardı ?
“Her kimse sonsuza dek hüküm sürmemişti ki canım. Bu dünya kurdun kuşun dilinden bilir Hazreti Süleyman’a Mısır’ın firavununa İskender-i zülkarneyn’e harun reşid’e bile kalmamıştı.
Bizimkine mi kalacaktı?”
Onca baş kestirdiğin, ak sakallı veziri boğdurduğun zaman kılın kıpırdamadı mı ey bahtsız adam, diye geçirdim içimden. Hiç onların da can taşıdığı gelmedi mi aklına? Masumların kellesi kesilip de cellat çeşmesinde kılıçlar yıkandığı zaman, bir gün olur Hak bunun hesabını sorar diye düşünmedin mi?
Koskoca tahtı bir gün içinde kaybetmek kolay şey değildi. Bunun için eskiler, ne oldum değil, ne olacağım demeli, diye nasihat ederlerdi. Tahtın da, malın mülkün de faydası yoktu insana.