Halanın zamandan gayri tutunacak dalı, besleyecek umudu, başını sokacak sığınağı yoktu ki. Tüm ömrünü zamana havale ederek geçirdiğinden, en büyük ihaneti gene zamandan görmüştü. Umutlarını bağladığı zaman, alnında ve dudaklarının kenarlarında derin çizgiler açmış, saçlarına aklar düşürmüş, gözlerinin ferine el koymuş, gençliğini ve taravetini çalmıştı. Velhasıl, dost bellediği zaman, eskiden dillere destan olan ve şimdi kızına devrettiği güzelliğinden geriye pek de bir şey bırakmamıştı. Gene de kadıncağız, hâlâ, ne vakit bir işin içinden çıkamasa veyahut başı sıkışsa koşa koşa gidip zamana sığınıyor, ağlana sızlana ondan medet umuyordu.