“Mutluluğu aramak demek dünyayı dolaşmak anlamına gelmez. Mutluluk ya da keder insanın kendi içindedir. Onları kendi içinde; nereye gidersen git, dünyanın öbür ucuna bile gitsen, bu yükü omzunda taşıyorsun. Nereye gidersen git bu yük ne kaybolacak, ne batacak ne azalacak ne de artacak…”
Kadim bir efsaneyi hatırladı. “Yaşlı bir seyyah gurbet bir ülkeye gitmiş. Varmış bir mezarlığa. Mezar taşlarının üstüne insanların yaşlarının yazıldığını görmüş. Hepsi de bir yaş, iki yaş, çoğu da beş yaş… Kendisi gibi bir yaşlı adama rastlamış. “Bu ne iştir?” diye sormuş. “Buradaki insanların hepsi böyle körpe yaşta mı ölmüş?” Yaşlı adam demiş ki: “Yok, mesele başkadır.” demiş. “Biz burada, bu adamların huzurlu yaşadıkları zamanı yazıyoruz. Diğer günlerini ömürden saymıyoruz. Benim de ömrümün sonu yaklaştı, bugün yarın öleceğim. Beni de buraya defnedin, diye vasiyet ettim. Kabir taşıma da bu adam anadan ölü doğdu…”