Sonra bir zaman gelir, insan değişir, her şeyi bambaşka görür. Bundan sonra insan için ölüm bütün ölümlerin bir parçası, gebelik bütün gebeliklerin bir parçası, gebelik ile ölüm aynı şeyin iki parçası olur. O zaman bir acı, insanı fazla keder vermez. Çünkü artık acının tek bir acı olmadığını bilir
Ama insan bu kadar cesareti nereden buluyor, kendi türüne karşı bu kadar güveni nasıl besliyor? Bu kadar inancı insana verebilecek pek az şey var dünyada.
Yaşamayan insanlara cennet umudundan nasıl söz edilebilir? Kendi ruhlarının çiğnendiği, kederlere gömüldüğü bir zamanda onlara nasıl Allah'tan söz edilebilir? Onların yardıma ihtiyacı var. Ölüme boyun eğmeden önce, yaşamaları gerek."
Biz gençlere muhtacız, dünyayı olduğu gibi görüp seven bir nesle muhtacız. Gerçeği her şeyin üstünde tutan; planları, tasavvurları olan bir nesle muhtacız. Bu tasavvurların öyle çok derin hikmetler olmasına da lüzum yok. Bunlar öyle eksiksiz, olgun, süzülmüş seyler olsun demiyoruz, asla! Bir çığlık olsun,
gönüllerinden kopan bir haykırış olsun. Soru, ümit, açlık!