Acım her yanıma işliyor, varlığımı eritip bitiriyor. Sadece acıdan ibaret bir hale geliyorum ve buna dayanamayarak inliyorum. Gözyaşlarım var olmanın acısıyla elimde olmadan boşalıyor. Beni yok etmesi için Allah'a tekrar, tekrar, tekrar, tekrar, tekrar, bildiğim en içten duyguyla yalvarıyorum.
Sadece, hiç durmadan, yok olup gitmek için yalvarıyorum....
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İntihar edince babaannemin atılacağımı söylediği sonsuz ateşi düşünüyorum. Her yanımı kaplayan acı o kadar dayanılmaz ve tarifsiz ki, ateşte yanmak bana sanki hiçbir şeymiş gibi geliyor. Bedenimi ateşlere atmak için karşı konulamaz bir istek duyuyorum her yanımda. "Yanayım, sonsuza kadar yanayım; ama yeter ki yaşamayayım artık!" diyorum kendi kendime. Cebimde günlerdir bir kutu hap gezdiriyorum. Hapların hepsini yutmak için yanıp tutuşuyorum, ama günahının büyüklüğünden korkuyorum. Kutuyu açmamak için ellerimi vücuduma geçiriyorum, tırnaklarım etimi kanatıyor. Yaşamaya artık bir an dahi katlanamayacağımı hissediyorum. Bu yükten kurtulmaktan başka hiçbir şey düşünemiyorum. Acım, çaresizliğim o kadar büyük ki fiziksel olarak da kıvranmaya başlıyorum....
İliklerimde duyduğum acı her an büyüyor. Yaşamak çok ağır geliyor, varlığımın altında eziliyorum; ama bu yükü üzerimden atamıyorum. Babaannem intihar edenlerin "murt gittiğini" söylemişti. Allah'ın verdiği canı kendisi almaya kalkışan insanlar hiç sorgulanmadan cehennem ateşine atılır ve sonsuza kadar orada kalırlarmış. İntiharın affı yokmuş. Yaşantımız ne kadar kötü olursa olsun intihar ettikten sonra gideceğimiz yer buradan çok daha kötüymüş. Bu düşüncelerin hepsi mıh gibi aklımda.
Bu acı içimde bastırılamaz alevler halinde yanıp durmakla kalmıyor, sayısız başka acıyı da tutuşturuyor. İlkokul öğretmenimin hakikaten de yalan söylemiyor olduğum halde attığı tokadı, annemlerin evdeki büyük odayı bana değil, erkek olduğu için ağabeyime verişlerini, babamın çok istediğim Çanakkale gezisine katılmama müsaade etmeyişini, dışarı çıksam bile akşam ezanından evvel mutlaka evde olmam gerektiğini, canımı sıkan ne kadar detay varsa hepsini içim tekrardan, ama bu sefer katbekat acıyarak hatırlıyorum. Acım her yanımı kaplıyor, dayanılmaz bir hal alıyor
İkide bir 'Ben çiçek sevmem.' diyen siz değil misiniz? Nedir bu petunyaya düşkünlüğünüz?"
"Çiçek sevmem. Hiç sevmem. Ben sadece bu petunyayı seviyorum."
...
Giderek daha çok soğuyorum bu dünyadan. Petunyam olmasa, petunyayı bana sen emanet etmiş olmasan, her şeyi bırakıp şimdi uzanacağım yanına...