Bektaşiler II. Mahmut döneminde uzun yıllar devam eden yasaklı politikaya karşı çeşitli tedbirler alarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmışlardır. Bu süreçte 1836’dan itibaren az da olsa Bektaşilerin bazı eserler yazması ve bu yayınlar arasında Hurufilik içerikli eserlerin de yer alması, Bektaşilerin toplum hayatında yeniden görünmeye başlamaları birtakım çevreleri rahatsız etmiştir.
Nitekim 1871 yılında Harputlu Hoca İshak Efendi’nin Hurufiliği esas alarak ve Bektaşileri de Hurufi kabul ederek Bektaşilik aleyhinde Kâşifü’l-Esrar ve Dâfiü’l-Eşrar Sırların Keşfi ve Kötülüklerin Ortadan Kaldırılması adlı eseri yayınlamıştır. Böylece 1826 ve sonrasında Bektaşilik aleyhine yapılan propagandanın fitilini yeniden ateşlemiştir.
1871 yılında Eyüp’teki Karyağdı Baba Tekkesi’nin meşhur şeyhi ve “matbaacı” lakabıyla anılan Necib Baba (v. 1874)’nın tekkesinde kurduğu matbaada Fazlullah Hurufi’nin Cavidannâmesinin Ferişteoğlu Abdülmecit tercümesini (Işknâme-i İlahi) iki defa basması ve düşük bir fiyata satması üzerine Harputlu Hoca İshak Efendi harekete geçerek hiç okumadığı Cavidan’la Bektaşiliği Hurufilik penceresinden eleştirdiği eserini yazmıştır. Hoca İshak Efendi, bu eserinde Bektaşileri din ve iman dışına çıkartarak, türlü günah ve kabahatler ile itham etmiş, Fazlullah Hurufi’nin halifesi Aliyyülâlâ’nın Hacı Bektaş Veli Tekkesi’ne sızdığını, Bektaşilerin de Hurufi olduklarını, bu itibarla dinsiz, imansızlıklarını ispat etmeye çalışmıştır.
Hoca İshak Efendi, Bektaşilik aleyhine yazdığı Kâşifü’l-Esrar isimli kitabıyla yetinmemiş, 1881 yılında Osmanlı devlet memuru Fehima Efendi’nin ölümüyle mirasındaki yüz ciltlik Hurufilik edebiyatına ait kitabın İslam inancı açısından ulemaya incelettirilmesi sırasında İzâhü’l-Esrar adında bir risale yazmıştır. Bu risale