Bu ülkede her yer kalabalık zaten. Yollar, otobüs durakları,alışveriş merkezleri, sinemalar, lokantalar, meydanlar... Hem kalabalık hem de gürültülü. Koskoca şehirde iki dakika yalnız kalıp, sessizlik içinde başını dinleyebileceğin bir köşe bulamıyorsun.
Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok, dediğimde bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri... Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır?
Hepimiz içimizde, nazik, gizli davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o keskin dişleri ile ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz.