Selam
İlerde Hep Yalnız, Abdullah Aren Çelik’in ilk kitabı. Benimde tanışma kitabım diyelim.
Evde kaldığımız şu günlerde, bir koşu, kitapla birlikte yıllardır gidemediğim, Diyarbakır havası ve kokusu aldım. Bir an çocukluğum, dimağımda buruk bir tat bırakıp, öylece göz kırparak, selam verip, uzaklaşarak, geçip gitti.
Neyse efendimmm biz gelelim kitaba;
Roman, Diyarbakır’ın Pasur (yeni adıyla Kulp) ilçesinde geçiyor. Birbirinden farklı dört karakterin, bir araya gelip, bir haritanın peşinde “Zeyus’un” definesini bulmaya çalışırken ki başlarına gelen macerası diye özetleye biliriz.
Kitap iki bölümden oluşuyor;
Birinci kısım karakterlerinin hayatlarını ve yaşadıkları ortamı, o zamanın şartlarını anlatma şeklinde diyelim.
İkinci bölümde; define için yollara düşmeleri ve bu yolculuğun boyutları. Asıl arayışları ve kendi iç dünyalarındaki yolculukları diye biliriz.
Romandaki karakterlerin hepsi de bir şekilde kapanmayan yara almış ve sürekli o yaraları kaşıyan insanlar olarak yer alıyor. Zeyus’un definesini bulmak için çıkılan yolculuk, çok geçmeden karakterlerin kendi iç dünyalarına yaptıkları bir yolculuğa dönüşür. Ve bu insanların Büyük umutlar ve hayallerle çıktıkları, arayışları aslında, yazarın deyimiyle “dışsal bir yolculun içsel bir yolculuk ile yer değiştirmesi ve özünü bulma çabası...” ile son buluyor.
Roman boyunca, bölüm başlarına, Dino Buzzati, Didem Madak, Tim O’Brien, Dostoyevski, Emerson, Montaigne, Mevlana, Kemal Varol, Cemil Kavukçu, Ursula K. L. Guin gibi sevdiğim isimlerden alıntılar, epigraflar da yerleştirilmişti ki daha bir lezzetlendirdiği gibi verilmek istenen ortak mesajları bir araya da toplamış. Tabi ki bana göre mesajın temeli hep bir “Arayış”.
Öyle sıradan bir hikaye gibi görünen fakat bizleri bir yandan, düşündürüp bir yandan da, astral