Leylihan İnel

Leylihan İnel
@Leylihan
YIKILAN İMPARATORLUKLAR, İZ BIRAKAN HİKÂYELER Hiç düşündünüz mü? Ne kalır geriye? Görkemli saraylardan, taşlara kazınmış yazılardan, ayakta dimdik duran heykellerden… Ne kalır? İçimde tuhaf bir duygu birikiyor bazen; anlatılmamış hikâyelerden, göz ardı edilmiş emeklerden, hiç duyulmamış bir teşekkürden kalan bir duygu. Belki de bu yüzden İnka’ların hikâyesine yakın hissediyorum kendimi. Çünkü onlar da, varlıklarını anlatılmamış bir sessizliğe teslim etmiş gibiler. Yıkıldılar, evet. Ama varlıklarının yankısı hala devam ediyor. And Dağları’nın en yüksek yamaçlarına kurdukları taş kentler sadece birer mimari yapı değildi. Onlar bir duruş haliydi. Sessizce, doğaya kafa tutmadan yaşayan, ona kulak verebilen insanların görebileceği izler. Bazen içimde onlara karşı aidiyet hissediyorum. Bir şeyleri anlatmaya çalışmış, anlaşılmamış… Ama sonra hatırlıyorum: İnka’lar da kelimelerle değil, taşlarla konuşmuştu. Ve taşlar hâlâ dimdik ayakta duruyor. Zaman, en güçlü olanı değil, en çok hatırlananı, iz bırakanı yaşatıyor. Bir söz, bir bakış, bir yazı… Hiç beklemediğin anda birinin içini ısıtırsa, işte o zaman yıkılmaz oluyorsun. Ki, yazı bile yazmadan düğümlerle anlaşarak iz bırakan bir medeniyet bu! Çünkü bazen, hikâyelerin taşıdığı anlamlar, hayata tutunabilmemiz için bir motivasyondur. Ben de ruhumun medeniyetinde kendimi yazarken buluyorum; kelimelerle kendimi yeniden inşa ediyorum. Yıkılmış yerlerime kelimelerle restorasyon çalışmaları yapıyorum. Belki her insan biraz yıkılmış bir medeniyettir. Bazen bir dostluğun güneşi batar içimizde, bazen bir sevginin sarayı… Ama ne olursa olsun, eğer kalbimizde anlatmaya değer bir hikâyemiz varsa, biz hâlâ ayaktayız demektir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
MCDÜNYA'DA ÖZGÜN KALABİLMEK İçinde bulunduğumuz çağın şekillendirdiği McDünya, insana adeta şunu bağırıyor: “Hızlı tüket. Yüzeysel yaşa. Tekdüze ol. İlişkilerde derinleşme. Anı yaşa ve hemen geç.” Hal böyle olunca, herkesin hızla birbirine benzediği bu dünyada özgün olmak giderek zorlaşıyor. Özgün yanlarımıza yara açılıyor; ve bu yarayla yürümek her geçen gün daha da çetrefilli bir hâl alıyor. Ve bizler , bu sisteme doğrudan entegre olmuş bireyler — o sesi duyar duymaz, sanki ondan korkuyormuşuz gibi, bir refleksle onun her komutunu sorgulamadan yerine getiriyoruz. İlişkilerin içi o kadar oyuldu ki; artık duygusal bağ kurmanın yerini, geçici hazların rastgele kombinasyonları aldı. Sadakat, yerini şu zihniyete bıraktı: “Daha iyisi varsa, en faydalısı odur.” Birlikte yol almak değil, seçenekler arasında karşılaştırmak esas oldu. McDünya’nın sunduğu ve bana göre en dayanılmaz yönlerinden biri de çifte standart. Başkalarının eylemleri kolayca “ayıp” ya da “günah” diye etiketlenirken, kişi kendi yaptığında; onu aklamak için bin bir çeşit mazeret üretmekten geri durmuyor. Aynı davranış, failine göre ya suç ya da serbestlik kazanıyor. İçinde yaşadığımız bu etik çöküş, gerçekliği pasifleştiriyor. Peki ya siz, içinde MCdünya'ya direniş başlatanlardan mısınız? Yoksa içinde Mcdünya'yı taşıyanlardan mı? #edebidergi #leylihaninel #kendikalemimden
“Hayatımızı düşünce mekanizması arızalı insanların dar hapishanesindeki soğuk karanlığına bırakmamalı..” Leylihan İnel
m.gencdergisi.com/14938-mevsimler... “Mevsimler Armonisi” yazımı okumak isterseniz eklediğim linki tıklayabilirsiniz🌸