Beynime büyük bir rest çekerek başladım bu kitaba. Klasikler benim için her zaman ağır gelmişlerdir- okuduktan sonra birkaç gün kendime gelemem. Bu kitap da bende aynı etkiyi yarattı. 200 sayfa kadar Agnes’in hayatını inceledik. Evlilik sürecini, ailesini… yaptığı doğumların zorluklarını. Beni en ama en etkileyen şey ise kocasının hayallerinin peşinden gitmesine izin vermesi ve kendini bu çukurda yalnız bırakması… ah ah. Kocası babasının işini götürmekten memnun değildi özgürleşip kendi işini kurmak istiyordu. Londraya onlardan uzağa gitti. Normalde orada kendileri hayat kuracaklardı ama ikizlerinden Judith çok narin doğdu her an ölebilir gözüyle baktıkları için o yolu çekemez diye düşündü ve asla gitmedi. Bu korku yüzünden de asıl ölecek kişiyi Judith sanması… Hamneti anladığında kahroldum. Öldü, agnes kendinde değil ama kocası üzgün olsa bile hayatın devam ettiğini savunup işini yapmaya geri gidiyor. Gerçekten yalnız bir şekilde çocuk büyütmenin zorluklarını gösteren güzel kitaptı. Bir puan kırmamın sebebi aslında bakış açısının bana hitap etmemesi. Tamamen kişisel yani. Kafam sürekli kurgudan kaçıverdi yazış tarzı yüzünden.