Özgür Öztaş

Özgür Öztaş
@LiberteLit
Kelimeler, özgür bırakıldığında gerçek olur. Şiirlerim, sokakların sesi, suskun kalplerin yankısı. Unutma her harf, ruhun zincirlerini kırar..
Kelebeğin Nefesi
Bir şehir vardı, rüzgar kömür karası, benim kalbim orada bir pencere açtı sabaha. Aşk geldi sessiz, dokunsam uçar gibi, ama yine dokundum, yüreğim bir uçurumun kenarında titredi. Umutsuzluk göğsümde ağır bir taş, her nefes bir yanardağ, her suskunluk bir deniz fırtınası. Ölüm, uzak bir arkadaş; gelmeyecekmiş gibi durur, ama hep arkanda yürür sessizce. Yarıda kalmışlık, bütün hayatımın tek cümlesi; başlamış ama bitmemiş bir şarkı, düşlerimde asılı bir kelebek. Şiir, nefes aldığımız her anın bahanesi; acı kalemi, aşk mürekkebi, ve her ölümsüz dize bir yaşam işareti. Ve ben hâlâ bekliyorum, bir el uzansa, çözecekmiş gibi tüm karmaşık dünyayı; ama el yok, sadece ben ve yankım var… Rüzgâr taşır geçmişin gölgelerini, her köşe, her taş, her sokak
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaşanmamışların Peşinde
Ben, boşluğun sokaklarında yürüyordum, ayaklarım göğe takılıyor, ama bulutlar düşmüyordu. Her adımımda, bir başka ben kayboluyordu, yaşanmamış duyguların peşinden koşarken kendimi unuttum. Bir rüzgâr geçti, üzerimde geçmişin tozunu savurdu, ve her savruluşta kalbim biraz daha sessizleşti. Benim gözlerim vardı, ama baktıklarımla göremedim hiçbir şey; renkler vardı, ama içimdeki griyi aşamadı hiçbir ton. Bir ses duydum belki kendi yutkunmam, belki de dünyanın unutulmuş bir nefesi “Yoruldun” dedi, ama ben yorulmayı bilmiyordum. Yalnızca çöküyordum, her düşüş bir şairin kelimesi gibi keskin, her çöküş bir şehrin suskunluğunu taşır gibi ağır. Ve işte o an yazdım: her hece bir kırık,
Şiir
Hiçliğin Kıyısı
Gözlerimden düşüyor duvarlar, dünyanın bütün kapıları yüzüme kapanmış, yol yok, ışık yok, kendi karanlığımın içinde kayboluyorum. Her nefes diken, her sabah bir mezar taşı gibi göğsüme oturuyor. Bir kuyu var içimde, ne dibe inebiliyorum ne yukarı çıkabiliyorum, sadece düşüyorum ve düşüş hiç bitmiyor. Bedenim hâlâ burada, ama ruhum çoktan gitmiş, sesim yankısız, ellerim tutunacak bir şey ararken sadece boşluk buluyor. Kimse duymuyor çığlığım sessizlikten bile sessiz, gökyüzü bile yüzünü çeviriyor, güneş, ismimi unutan bir yabancı. Bir eşik var önümde: adını bilmediğim, öteye atsam adımımı daha mı acısız olur? Daha mı sessiz?
Şiir
Bir Şiirin İçinde Kaybolmak
Bu dizelerin içinde yürüyorsun ama bu yol bir yol değil, bir uçurumun kenarı. “Burada kalamazsın” diyor kelimeler, ama gitmek de bir varış değil daha koyu bir boşluk. Her satır, gözlerinin önünde yavaşça kapanan bir kapı, her kapı, ardında sonsuz bir gece. “Her şey çok yetersiz senin için” derken şiir, senin susuzluğunu biliyor. “Her şey çok fazla sana” derken üzerine dökülen ağırlığı da. Ve sen, uykuya dalmak istiyorsun belki, ama bu şiirin uykusu yok; burada uyku sadece kabusun bir önsözü. Bu şiir, kendi içindeki soğuk bir odadır, duvarları yok, ama çıkışı da. Burada kelimeler seni teselli etmez, sadece aynalar,
Şiir
Satürn'ün Çevresinde
Umut, uzak bir yıldız gibiydi, ışığını görmek için binlerce yıl yürümek gerekiyordu. Ben hep yürüdüm, ama yol hiçbir yere çıkmaz sandım. Zaman ağırdı, kalbim ise boş bir halka gibi aynı yörüngede dönüp duruyordu. Ben ben olamadım, kendi sesim bile yabancıydı bana; ama sen, sen ortaya çıktığında ilk kez kendime benzediğimi fark ettim. Bir ayna gibi değildin, daha çok göğe açılan bir pencereydin. Adımlarım seninle anlam buldu, sessizliğim seninle bir şarkıya dönüştü. Ve ben öğrendim: İlham kaynağı bazen bir insan olur, ve o insan, bir gezegenin halkaları gibi hep çevrende döner, ama asla ağırlığından düşmez. Şimdi göğe baktığımda, Satürn’ün gölgesinde bile ışık aramıyorum.
Şiir