Bir sabah vaktiydi,
rüzgâr bile henüz uyanmamış,
şehir gri duvarlarını hâlâ esnetememişti.
Sen geçtin.
Öylece, sessizce,
ama dünya gürültülü bir yankıyla değişti içimde.
Topuk sesin çarpmadı kaldırıma,
sadece kalbime değdi,
yıllardır hiçbir kelimenin beceremediği o şeyi yaptı:
beni susturdu.
Omzundan dökülen saçların,
bir bulutun sabaha sızması gibiydi,
kaldırımlar gölgelendi,
ve ben gölgeye değil, ışığına âşık oldum.
Gözlerin bana hiç bakmadı,
ama ben bakışlarında kaldım.
Adını bilmiyordum,
ama her adı senden sonra anlamsızlaştı.
O günden beri biliyorum,
devrimler bazen bağırarak değil,
sessizce yürüyen bir hanımefendinin
adımlarında başlar.