“Ben ise sadece kitaplarla başbaşa kalacağım, gezintiler yapacağım, hayaller kuracağım, rahatsız edilmeden uzun uzun uyuyacağım bir dinlenceyi yaşamak istiyordum.”
"Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimsecikler olmaz. Ya da olanlar, olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığı anları göremeyen gözlerimiz, gün gelir, hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir."
«Her şeyim sende kaldı, dedin çok sonra. Penam da. Çocukluğunu anar gibi hüzünle gülümsedin boşluğunu benim kapladığım uzak bir dalgınlığa. Yarım kalmış sesin ve gitarınla. O evden taşındığım günlerde rasgele bir kitabın sayfaları arasından birdenbire kucağıma düştü bu pena. Bunca yıl sonra, yalnızca zarfa koyup göndermek istemedim sana. Bir şiiri olsun istedim. Başın dizlerimde beni dinlediğin günlerdeki gibi bir şiiri, bunca yıl saklandığı bir kitabın içinden düşerken bu kitaba...»
"On üç yıl sonra şimdi sevgilimden ayrıldığım bu derin, bu kavurucu günlerde neden ansızın aklıma düştüğünü sordum kendime. Sonra anladım: Bir aşk bir çok aşktan yapılıyor ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde..."
"İkimiz de yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında. Oysa güneşin batışını izlemek gibi, kendiliğinden bir birlikteliğe dönüştü paylaştığımız şeyler..."