Düne geri dönemem, çünkü o zaman farklı bir insandım.
İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır.
Bugün düşündüğün şeye yarın dönüşürsün.
Geçmişe karşı acımasız olmalısın. Çünkü geçmiş de acımasız.Bu körelmiş organ, bu basit eklenti, aksi takdirde zamanla iltihaplanacak,alevlenip incitecektir. Onsuz yapabiliyorsan kesip at ve yok ol,
yapamıyorsan, iyisi mi susup otur çöplüğünde.
Bundan birkaç yıl önce, 1939 yılının olmadığı bir şehirde kalacaktım.
Yaşamak için iyi, ölmek için daha da iyi bir şehirde. Mezarlık misali sakin bir şehirde. Sıkılmıyor musun diye soruyorlardı
telefonda. Can sıkıntısı bu şehrin simgesi. Burada Canetti, Joyce,Dürrenmatt, Frisch, hatta Thomas Mann bile sıkılmış. İnsanın
can sıkıntısını onlarınkiyle kıyaslaması da bir garipti. Hayır, sıkılmadım diyordum. Kimim ki ben sıkılayım? Oysa içimden gizlice can sıkıntısının lüksünü tatmak istiyordum.
Buraya alelacele gelmiştim, New York'a genelde gelindiği gibi, bir şeyden kaçıp başka bir şey ararken.Geçmişin kıtasından, geçmişinin olmadığını iddia eden bir yere kaçıyordum, gerçi bu arada orada da birikmişti geçmiş.Sarı bir deftertaşıyordum, bir insanı arıyordum, hafızam beni terk etmeden önce hikayeyi anlatmak istiyordum.
Küçükken bir keresinde tanınması kesinlikle imkansız
bir hayvan çizdi.
Bu nedir, diye sordum.
Bazen köpekbalığı, bazen aslan, bazen de bulut, dedi.
Vay canına, ya şimdi tam olarak ne?
Şimdi sığınak.
G. G., Başlangıçlar ve Sonlar