Ne o gün herhangi bir gündü, ne o yürüyüş herhangi bir yürüyüş. Dedem ölmüştü ve ben evsiz kalmıştım. Bir süreliğine değil, sonsuza kadar. Ama evsizliğimin başlangıcının o güne dayandığını ancak o malum soruya cevap verirken fark edebilmiştim.
"Dedenizin ölümü sizi etkilemiş olmalı."
"Bilmem. Henüz ölümün anlamını çözemeyecek yaştaydım. Garip gelmişti sadece. O çarşaf, bıçak ritüeli filan. Saçma bir şeydi yani ölüm, sanırım hata da öyle."
"Peki bu kayıp hayatınızda neyi değiştirdi sizce?"
Hazırlıksız yakalandığım soru karşısında durup düşünüyorum. En nihayet zihnimin kuytularında ürkütücü bir aydınlanmayla yanıp sönen cevap beni rahatsız ediyor. Sükunetle yüzüme bakan genç kadını kırık dökük cevaplıyorum:
"Evimi."
A slower fate than that which faced the young Athenians, now being led from the deck on to our shores in the last sunlight they would ever feel warming their skin.