Çünkü büyük adam, hayatın amacını senin gibi zengin olmakta ya da kızlarının sınıfına layık evliliklerinde ya da politik kariyerde ya da profesörlük süsünde görmüyor. Senin gibi olmadığı için de, sen ona "dâhi" ya da "kaçık" diyorsun. O ama, dâhi değil, sadece bir canlı olduğunu belirtmeye hazır. Senin boş, geveze "topluluklarında" bulunmaktansa, düşünceleriyle baş başa kalmayı yeğlediği için, ona asosyal diyorsun.
Sevgi, düş gücüyle beslenir: Düş gücü bizi bildiğimizden daha bilge, duyduğumuzdan daha iyi, olduğumuzdan daha soylu kılar; yaşamı bir bütün olarak görmemizi sağlar. Düş gücüyle, ama yalnız düş gücüyle başkalarını hem gerçek hem de ideal ilişkileri içinde anlarız. Yalnızca ince olan ve incelikle düşünülmüş şeyler besleyebilir sevgiyi. Oysa, herhangi bir şey besleyebilir nefreti.
Ama saf doğanın (Thoreau'nun deyişiyle, "vahşilik merheminin") ortasındayken, yalnızlık apayrı bir kişiliğe bürünüyordu. Başlı başına bir bağlantıya dönüşmüştü. Doğayla arasındaki bir bağlantıya. Kendisiyle kurduğu bir bağlantıya.